Kuflu Forum  

Geri Git   Kuflu Forum > Hayata Dair > Sağlık



Hastalıklar ve Aile Hekimliği

Sağlık


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 12.09.09, 05:02   #11 (permalink)
..daha çirkin, daha huysuz
 
sha. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2009
Mesajlar: 7.625
Teşekkürleri: 3.932
3.015 mesajına 28.195 kere teşekkür edildi.
Standart

FELÇ (İNME)
Beyin ve sinir sisteminin beslenme yetersizliği sonucu ortaya çıkar. Sinir hücrelerinin oksijensizliğe ve kan şekeri düşmesine tahammülü birkaç dakika ile sınırlıdır. Herhangi bir sebeple (genellikle beyne kan taşıyan damarların tıkanması, daralması) aksaması durumunda saniyeler içinde konuşma, görme, anlama bozulabilir ve vücudun bir yarısında kuvvet azalması veya tamamen fonksiyon kaybı olabilir. Bu kayıp yine saatler içinde kısa sürede geçiyorsa geçici felçten bahsedilir.
Hastalıkta bazen tablo gelişmeden haberci uyarıcı bulgular da görülebilir: Vücudun bir tarafında gelip geçen uyuşma, kısa süreli baş ağrısı nöbetleri, konuşmanın bozulması veya durması, görmede geçici ani kayıplar, dengesizlik gibi...
Hastalığın ana sebebi beyin ve hücrelerini sulayan beyin damarlarındaki tıkanmalardır. Daha nadir olarak beyin kanaması, beyin ve zarının iltihapları anılabilir.
Damar tıkanmasının sebepleri ise: Bünyenin yaşlanması, damarların sertleşmesi, kan yağlarının fazlalığı, kandaki kırmızı hücrelerin (eritrosit) çokluğu, tansiyonun yüksek seyretmesi, sigara, alkol, uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklar, kalp ve damar hastalıklarına irsî yatkınlık, şeker hastalığı, böbrek rahatsızlığı, aşırı stres, dengesiz beslenme, düzensiz yaşama vs...
Felçte ne yapılmalı?
Hasta apar topar hareket ettirilmemeli. Gereksiz panikle hastaya zarar verilmemeli ve en yakın sağlık merkezine götürülerek erken müdahale edilmelidir. Bazı felçler günler içinde yapılan tedaviyle iz bırakmadan geçer. Felcin geçmemesi durumunda şu yanlışlardan kaçınmalıdır:
* Gereksiz ümitlerle hasta hekim hekim dolaştırılmamalıdır.
* Tıp dışı bazı ters uygulamalara fırsat verilmemelidir.
Hastanın takip ve tedavisini üstlenen hekimle diyaloğu koparmamalıdır. Takip süreci uzun olacağı bilinerek tedbirler düzenlenmelidir. Hastalığın ilk haftalarından itibaren bıkmadan, usanmadan doktor tavsiyesine uygun fizyoterapi (masaj ve egzersiz) uygulanmalıdır.
Hastanın hareketlenmesi, iyileşmeye motivasyonu, yatakta döndürülmesi (yaralar oluşmaması için), beslenme düzeni, psikolojik ve moral durumu, hasta yakınlarının ilgi ve desteği tedavide kullanılacak ilaç ve metodlardan çok daha faydalı olduğu bilinmelidir.
Tedavide kullanılan ilaçların temel hedefi felcin tekrarlama ihtimaline karşı bünyeyi korumaktır. Tansiyonu ayarlamak, kan yağlarını düşürmek, moral ve destek tedavileri önemlidir.
Ağır olup da yatalak kalan hastaların hayatla ilgilerinin kopmamasına dikkat etmeli, çökkün (deresif) düşünceleri gelişmesi durumunda tedavisi yoluna gitmelidir.
__________________


d ü n y a b i z i ç i n d ö n m ü y o r s a d u r s u n
k a l s ı n y a ş a m a k
...

.






.



sha. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12.09.09, 05:02   #12 (permalink)
..daha çirkin, daha huysuz
 
sha. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2009
Mesajlar: 7.625
Teşekkürleri: 3.932
3.015 mesajına 28.195 kere teşekkür edildi.
Standart

GASTRİT (MİDE İÇYÜZÜNDE İLTİHAP)
Çok sık rastlanan bir hastalıktır. Düzensiz beslenme, sinir gerginliği, alkol, sigara, fazla kahve ve çay bu hastalığa davet eden faktörlerdir. Akut ve kronik olmak üzere iki tipi vardır. Belirtileri birbirine benzer. Demir eksikliğine bağlı kansızlık da gastrit yapabilmekte ve belirtileri kalıcı (kronik) olmaktadır.
Belirtileri:
* Sindirim güçlükleri ile başlar.
* Yemeklerden sonra midede yanma ve ağrı olur.
* Bulantı ve kusma yapar.
* Hastalığın ilerlemesi halinde seyrek olarak kanama görülür.
Ne Yapmalı?
* Gastrite sebep olan tesirler keşfedilip hastanın bunları terketmesi sağlanır.
* Tabiî beslenmeye önem verilir.
* B vitamini ve demir eksikliği görüldüğü takdirde bunlar ağız yolu ile takviye edilir.
* Yemeklerden sonra yarım ya da bir saat dinlenmenin hastalığın tedavisine yardımcı olduğu tesbit edilmiştir.
__________________


d ü n y a b i z i ç i n d ö n m ü y o r s a d u r s u n
k a l s ı n y a ş a m a k
...

.






.



sha. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12.09.09, 05:03   #13 (permalink)
..daha çirkin, daha huysuz
 
sha. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2009
Mesajlar: 7.625
Teşekkürleri: 3.932
3.015 mesajına 28.195 kere teşekkür edildi.
Standart

GRİP
Salgın halinde ortaya çıkan; değişik karekterde virüsler tarafından oluşturulan bir solunum yolları hastalığıdır. Grip virüslerinin devamlı karekter değiştirmeleri sebebiyle tesirli bir aşısı veya serumu yapılamamaktadır. Mikropların vücuda girmesinden birkaç gün sonra hastalık kendisini belli eder.
Belirtileri:
* Ateş, halsizlik, eklemlerde ağrı ve hastalık duygusu ile başlar.
* Göz yuvalarında ve alında ağrı yapar.
* Öksürük, burun akıntısı, boğazda ağrı, hastalığın yerleştiğini gösteren kesin belirtilerdir.
* Üç-dört gün sonra ateş düşer ve hastalık belirtileri hafifler.
Ne Yapmalı?
* Hastalık belirtileri şiddetli olduğu takdirde doktora müracaat ediniz. Gribe doğrudan tesir eden bir ilaç olmamakla birlikte; öksürük, ateş ve muhtemel yan tesirleri için ilaç tedavisi gerekebilecektir.
* Hasta gribi atlatıncaya kadar yatakta istirahat ettirilmeli; bol vitaminli yiyecekler ve meyve suları verilmelidir.
DİKKAT: Ağır geçmesi halinde ortakulak iltihabı, karın zan iltihabı, bronşit, akciğer zarı iltihabı, beyin ve sinir sistemi iltihapları yapabilmektedir.
__________________


d ü n y a b i z i ç i n d ö n m ü y o r s a d u r s u n
k a l s ı n y a ş a m a k
...

.






.



sha. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12.09.09, 05:03   #14 (permalink)
..daha çirkin, daha huysuz
 
sha. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2009
Mesajlar: 7.625
Teşekkürleri: 3.932
3.015 mesajına 28.195 kere teşekkür edildi.
Standart

HAZIMSIZLIK ŞİKAYETLERİ
Hazımsızlık, bir beslenme bozukluğunun işareti olduğu gibi; bir sindirim sistemi hastalığının da işareti olabilmektedir. Hazımsızlığın belirtilerini şöyle sıralayabiliriz:
* Midede dolgunluk hissi.
* Midede ağrı ve yanma.
* Karında şişlik, geğirme ve gaz çıkarma.
* Kabızlık. Nadir durumlarda ishal.
Hazımsızlığın birinci sebebi, yiyeceklerin ağızda iyi çiğnenmemesidir. Bir münakaşa ve ruhi gerginlik sırasında yenen yemeklerde, bolca hava yutulmakta; yiyecekler acele ile iyice parçalanmadan yenmekte, en önemlisi sinir sisteminin dengesi bozulduğundan ifrazat bezleri yeterince çalışmamaktadır.
Öyle ise:
* Ağzınıza aldığınız lokmayı iyice çiğnemeden yutmayınız.
Hazımsızlığın bir diğer sebebi, bol yağlı ve nişastalı (hamur işi) yemeklerle beslenmedir. Bunlar hazımı zor yiyecekler olup, mide ve barsaklarda fazla beklemektedirler. Kabızlığın sebebi de bunların barsaklarda fazla beklemesidir. "Barsak tembelliği" dediğimiz hastalığın ortaya çıkış sebebi de yine hazmı zor yiyeceklerle beslenmedir.
Öyle ise:
* Yağlı ve unlu yemekleri tıka basa yemeyiniz.
* Sofranızda mutlaka sebze yemeği ve yeşillik bulundurunuz.
* Yemek sonunda mümkün mertebe unlu tatlılar yerine taze meyve yeyiniz.
* Salata ile yenen etli ve hamur işi yemeklerin hazmı daha kolay olduğundan, bilhassa akşam yemeklerin de salata bulundurunuz.
Organik Hastalıklara Bağlı Hazımsızlık
* Yemeklerden hemen sonra veya bir saat içinde ortaya çıkan hazımsızlık belirtileri, safra kesesi yetmezliği, gastrit, mide ülseri ve kanseri gibi hastalıkların işareti olabilir.
* Yemeklerden birkaç saat sonra gelişen rahatsızlıklar oniki parmak barsağı ülserini ve pankreas yetmezliğini düşündürür.
* Geceleri ortaya çıkan hazım şikayetlerinde ve arka üstü yatıldığı zaman kendisini gösteren mide ağrılarında ise pankreas kanseri veya mide fıtığı şüphesini kuvvetlendirir.
* Kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği (üremi), akciğer veremi ve her türlü kanser vakalarında da hazımsızlık şikayetleri görülebilir.
Ne Yapmalı?
* Hazımsızlıktan şikayet eden kimse, beslenmesine dikkat ettiği halde rahatsızlıkları devam ediyor ise; mutlaka bir doktora muayene olmalı, gerekirse teşhis için film çektirmeli ve testler yaptırmalıdır.
* Eğer muayene neticesinde hazımsızlığın fazla mide salgısından kaynaklandığı tesbit edilirse; buna "asitli dispepsi" adı verilmektedir. Yemeklerden bir iki saat sonra midede ağrı, yanma, kazıntı ve basınç şeklinde kendisini belli eder. Ekşi geğirmeler, ağız ye boğazdan gelen gazlardan dolayı yanmalar, hazan de ekşi kusmalar fazla mide asitini işaret ederler. Tedavi, mide asitini artıran yemeklerden uzak durmaya yöneliktir. Tuzlu, şekerli, baharatlı yemekler, et konserveleri, kızartmalar, çay, kahve, sigara ve alkol, çiğ soğan bunların başında gelmektedir. Et, yumurta, taze peynir, süt gibi proteinli yiyeceklerle tuzsuz ve az yağlı yemekler perhiz için faydalı gıdalar cinsindendir.
* Muayene neticesinde hazımsızlığın sebebi yetersiz mide salgısından kaynaklandığı tesbit edilirse, buna "asitsiz dispepsi" adı verilmektedir. Yemeklerden sonra bir-iki saat müddetle midede ağırlık hissi duyulur, ishal ateş nöbetleri ve başağrısı görülebilir. Dışkı çok pis kokar.
Asitsiz dispepsi'de iyi pişirilmek şartı ile her türlü et verilebilir. Yumurta, rafadan, tavada pişmiş veya çorba içinde yenebilir. Çorba yağsız ve bol tuzlu olmalıdır. Çay, kahve, baharat serbesttir. Ekmek, tercihen bayat ve kızarmış halde yenmelidir. Beden hareketleri, kısa yürüyüşler ve temiz hava da çok faydalıdır.
__________________


d ü n y a b i z i ç i n d ö n m ü y o r s a d u r s u n
k a l s ı n y a ş a m a k
...

.






.



sha. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12.09.09, 05:03   #15 (permalink)
..daha çirkin, daha huysuz
 
sha. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2009
Mesajlar: 7.625
Teşekkürleri: 3.932
3.015 mesajına 28.195 kere teşekkür edildi.
Standart

HEMOROİD (BASUR)
Kalın bağırsağın anüse yakın yerinde meydana gelen şişliğe denir. İç ve dış hemoroid olmak üzere iki şekli vardır. Aşırı şişman kimselerde, kabızlık sırasında fazla ıkınmalarda, fazla mushil (söktürücü) kullanmaktan, hamilelikte, kalın bağırsağın anüsten önce gelen bölümünde tümör bulunması halinde hemoroid vakalarına sık rastlanır.
Belirtileri:
* Birçok durumlarda hemoroid anüs dışına taşar ve ancak elle içeri itilebilir.
* Dışkılama sırasında kanama görülür.
* Anüs çevresi kaşınır.
* Hemoroidin iltihaplanması halinde ağrı yapar.
Ne Yapmalı?
* Hafif vakalarda kaşıntı giderici ve yumuşatıcı merhemler verilir.
* Doktor uygun gördüğü takdirde hemoroid içerisine büzücü bir ilaç injekte edebilir.
* İleri vakalarda kesin tedavi ameliyattır.
* Dışkılama sonunda anüs çevresi çok temiz olarak yıkanmalı; ağrılı durumlarda soğuk kompres uygulanmalıdır.
__________________


d ü n y a b i z i ç i n d ö n m ü y o r s a d u r s u n
k a l s ı n y a ş a m a k
...

.






.



sha. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12.09.09, 05:03   #16 (permalink)
..daha çirkin, daha huysuz
 
sha. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2009
Mesajlar: 7.625
Teşekkürleri: 3.932
3.015 mesajına 28.195 kere teşekkür edildi.
Standart

HEPATİT (KARACİĞER İLTİHAPLARI)
Karaciğerde meydana gelen bütün iltihaplı hastalıklara "hepatit" denmektedir. Hepatit yapan birçok sebepler vardır: Virüsler, parazitler, mantarlar, bakteriler, bazı ilaçlar, zehirler ve alkol başlıca iltihap sebepleridir.
Hepatitin en tipik belirtisi "sarılık"tır. Çoğu vakalarda karaciğer yetmezliği de vardır.
Virüslerin sebep olduğu hepatit, akut ve kronik hepatit diye ikiye ayrılır. Akut hepatit, üç tip virüsün marifetidir. A tipi virüsün kuluçka devresi 15 günle iki ay arasında değişir. B ve C tipi virüsün kuluçka devresi daha uzun olup iki ila altı ay kadardır.
Belirtileri:
* İlk belirtisi iştahsızlık, halsizlik, bulantı, kusma, ishal, eklemlerde ağrı, ateş, öksürük, nezle, göz yaşarması ve deride kaşıntıdır.
* İlk belirtilerden bir hafta sonra sarılık başlar. Belirtiler kaybolurken, ateş de düşer. Sarılık dönemi altı ila sekiz hafta kadardır. Bu müddet içinde karaciğer büyür ve hassaslaşır. İdrarın rengi koyulaşmıştır.
* Sarılık ilk olarak gözlerde başlar. Beyaz kısımlarda farkedilir bir sanlık görülür.
Ne Yapmalı?
* Virüslerin sebep olduğu akut hepatit istirahat ve titiz bir diyetle atlatılabilir. Diyet, karbonhidratlı yiyecekler fazla verilirken; yağlı gıdalar mümkün mertebe azaltılır.
* İyi bir yatak istirahati ve karbonhidratlı beslenme ile sarılık iki ila altı hafta içinde şifa bulur.
Kronik Hepatit:
Kronik hepatit doğrudan doğruya başlayabileceği gibi; ihmal edilen akut bir hepatitin gelişmesi ile de teşekkül edebilir. Siroz ve karaciğer kanserine dönüşebilen kronik hepatite "aktif kronik hepatit" adı verilir.
Tedavi, idrar, dışkı, kan ve salyadan alınan örneklerin test edilmesi sonunda başlatılır. Tedavinin şekli, hepatite sebep olan mikroorganizmanın cinsine bağlıdır.
__________________


d ü n y a b i z i ç i n d ö n m ü y o r s a d u r s u n
k a l s ı n y a ş a m a k
...

.






.



sha. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12.09.09, 05:04   #17 (permalink)
..daha çirkin, daha huysuz
 
sha. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2009
Mesajlar: 7.625
Teşekkürleri: 3.932
3.015 mesajına 28.195 kere teşekkür edildi.
Standart

HİPERTANSİYON
Vücudumuzdaki tüm organlar, sağlıklı bir şekilde işlevlerini yapabilmek için kana, yani kanın taşıdığı oksijen ve besin maddelerine ihtiyaç gösterir. Kanı tüm organlara düzenli bir şekilde pompalayan da kalbimizdir. Emme-basma tulumba gibi düşünebilecegimiz kalp, organlardan gelen oksijeni azaltıp, kirlenmiş kanı toplayarak akciğerlere gönderir. Akciğerlerde temizlenip oksijenle beslenen kanı da yine damarlar vasıtasıyla organlara iletir. Dolaşım, kapalı bir sisteme benzer. Kalbimiz bu görevi yerine getirebilmek için düzenli bir ritmde çalışırken dakikada ortalama 70 kez kasılır. Her kasılmada pompaladığı kanın toplam hacmi 5 litre dolaylarındadır. Bedenimizdeki damar ağının uzunluğu ise hemen hemen 10.000 km. kadardır, işte kalbimiz günboyu dokuların ihtiyacını karşılamak için bu damar sistemine kanı pompalayıp durur.
Kalbin kasılmasıyla damarlara doğru yola çıkan kan, buralarda belirli bir dirençle karşılaşır. Vücudumuzdaki kan azalmış olsa da, kalp aynı güçle kanı pompalayacak, en uç noktalara kadar göndermeye çalışacaktır. Tansiyon işte bu kalp damar ilişkisinde, dolaşım sırasında meydana gelen damarlardaki basınçtır. Tansiyonumuz ölçülürken yapılan, damarın her santimetrekaresine düşen basıncı ölçmektir aslında. Bu yüzden de, bir civa sütununun yüksekliği ölçü birimi olarak alınmıştır.
Tansiyon aletiyle ölçülen, damar içindeki kanın akabildiği düzeylerdir. Tansiyon aletinin kolluğuyla, kan damarların içindeki akımı sıkıştırdığımızda, kanın akışı durur. Kolluk içindeki hava yavaş yavaş bırakılıp, kanın engellenmesi durunca kalp atışları yeniden duyulmaya başlar. Buna "sistolik kan basıncı" adı verilir. Yani, bu kalbin kasılma sırasındaki damarlara yaptığı basınçtır. Aynı zamanda buna "sistolik tansiyon"da denir. Halk arasında ise "büyük tansiyon" şeklinde tanımlanır.
Tansiyon aletini boşaltıp, basıncı azalttıkça, öyle bir an gelir ki, kalp atışları duyulmaz olur. Bu artık kanın hiçbir basınçla karşılaşmadan serbestçe damardan geçtiği andır. Kalp artık rahatlamıştır, bir gevşeme anıdır bu. Kan damardan, yalnızca gerilmiş damarların kendi basıncı ile geçmektedir. Buna da "diyastolik basınç", yani "diyastolik tansiyon" adı verilir. Halk dilindeki adı ise 'küçük tansiyon"dur.
Adları herhalde "büyük" ve "küçük" olduğundan insanlar nedense büyük tansiyonun önemli olup, küçük tansiyonun daha az tehlikeli oldugunu düşünürler. Oysa hipertansiyonda her iki basınç da artar. Sadece damar sertliğiyle karşılaşmış, damar çeperleri esnekliğini yitirmiş insanlarda, büyük tansiyon yüksekken, küçük tansiyon alt seviyelerde olabilir. Bu maalesef iyi bir belirti değildir ve normal damar yapısının bozulmuş olduğunu gösterir.
Bir yetişkin normal tansiyonu, küçük tansiyon denilen "diyastolik basıncın" 90 mm, büyük tansiyonun, yani "sistolik basıncın" ise 140 mm. düzeyinden olmalıdır. Bu ölçülerin üstündeki basınç bir hipertansiyon belirtisidir. Bu kişi büyük bir ihtimalle yüksek tansiyon hastasıdır. Bu birimler her ne kadar, milimetre civa sütunu olarak ölçülse de, 9 ve 14 şeklinde ifade edilebilir.
Belirtilerden Anlaşılmayabilir
Özellikle 40 yaşın üstündeki kişilerin yüzde 30'unda hipertansiyona rastlanır. Ancak bunların çoğu bunun farkında bile olmaz. Tesadüf eseri tansiyonu ölçüldüğünde anlaşılır.
Halbuki yüksek tansiyonun da bazı işaretleri vardır: Baş ağrısı ve dönmesi, ateş basması, sık sık susama veya idrara çıkma, çarpıntı, yorgunluk hali, sırt ağrısı hipertansiyon habercisi olabilir.
Hipertansiyonun Sebepleri
* Endokrin (hormonal): Tiroid bezi, böbrek üstü bezleri ve diğer hormon bozuklukları.
* Böbrek hastalıkları
* Kalp ve damar hastalıkları
* Şişmanlık
* Gebelik ve doğum kontrol ilaçları
Bu saydıklarımız sebebi bilinen hipertansiyon faktörleridir. Diğer bölüm, yani esansiyel (sebebi bilinmeyen hipertansiyon) hastaların yüzde 90'ını oluşturur. Esansiyel hipertansiyonda şu faktörler rol oynar:
* Kalıtım (soyaçekim)
* Cinsiyet ve yaş. 40 yaşın üzeri olan erkeklerde daha sıktır.
* Tuz yeme alışkanlığı
* Şişmanlık ve hareketsizlik
* Sigara ve alkol
* Stres ve endişeler
Beslenme Tarzı Değişmeli
Yüksek tansiyon varsa, herşeyden önce beslenme tarzı değişmelidir. Bu konuda uzmanların tavsiyeleri şöyle:
* Herşeyden önce yağı hayatınızdan neredeyse çıkarmalısınız. Beyaz peynir, yoğurt, süt bile büyük ölçüde yağ içerir. Bu besinleri küçük miktarlarda tüketmeli. Örneğin, beyaz peyniri günde 2 kibrit kutusu büyüklüğünde yemelisiniz. Bunun yanı sıra kaymak, katı margarinler, tereyağı, çikolata, pasta, kremalar, yağlı soslar sofranıza veda etmeli. Kırmızı eti haftada en fazla üç kez yiyebilirsiniz. O da çok az miktarda olmak şartıyla. Her türlü kızartma ve karbonhidratlı besinden, yani tatlı ve hamur işlerinden mümkün olduğunca uzak kalmalısınız. Şişmanlatıcı besinlerden uzak durmanız, hem zayıflamanıza yardımcı olacak, hem de sizi yüksek tansiyondan kurtaracaktır. Bunun dışında hareket etmek de çok önemli. Yürüyüş de en yararlı hareket şekli hiç kuşkusuz. Günde en az 1 saat yol yürümek, damarları açar, dolaşımı hızlandırır ve tansiyonun yükselmesini önler. Kalbi rahatlatır. Bu alışkanlığı hiçbir bahane ileri sürmeden bir an önce edinmelisiniz. Üstelik hareket insanın hem kilo almasını önler, hem de damarlarda dolaşan zararlı yağların azalmasına yardımcı olur.
İlaç Tedavisi
Günümüzde hipertansiyon tedavisinde çok çeşitli ve yararlı ilaçlar kullanılıyor. Ancak burada uzmanların en büyük sıkıntısı, hastanın kendi doktorunun verdiği değil de, bir komşusuna ya da yakınına iyi gelen bir başka ilacı kullanmak istemesi.
Yüksek tansiyon hastası olduğu belirlenen bir kişinin hangi ilacı kullanacağına ve hangi ilacın ona daha yararlı olacağına ancak onun doktoru karar verebilir. Çünkü doktoru gerek muayene sırasında, gerekse istediği birtakım laboratuar tetkikleri sonucunda, hasta hakkında karar vermiştir.
Bunun dışında tedavinin başarısı, hastanın ilacını, belirlenen dozda ve belirlenen saatlerde düzenli olarak almasına bağlıdır.
Bugün hipertansiyon konusunda başta "su atıcılar", yani "diüretik ilaçlar" olmak üzere pek çok çeşitli ilaç kullanılıyor. Bazıları kalp ve damar sistemi üzerinde bir etki yaparak, damarları açıp tansiyonu düşürüyor, diğerleri ise vücuttaki bazı enzimlerin zararlı etkisini azaltarak tansiyonu düşürüyor. Bu arada sakinleştiricilerin de rolünü unutmamak gerekir. Doktor, en uygun olan ilaçları seçecektir.
Tedavi önemli
Bir insanın hipertansiyon hastası olduğunu anlamak için tek bir ölçüm yeterli değildir. Yüksek tansiyon bulguları görülen kişiyi önce bir süre kontrol altına almak gerekir. Durum devam ettiğinde artık kuşkuya yer kalmaz ve bu kişinin hipertansiyon hastası olduğu anlaşılır. Artık bundan sonrası uzun ve sağlıklı yaşamak için belirli noktalara dikkat etmek, kendine iyi bakmak, düzenli yaşamak ve en önemlisi düzenli olarak, hiç aksatmadan ilaç kullanmaya kalır.
Herşeyden önce şunu akıldan çıkarmamak gerekir ki, hipertansiyon demek hayatın sonu demek değildir. Ama vücudumuzda oluşan bu olguyla yaşamayı öğrenmek zorundayız. Günde üç öğün yemek yiyip, vücudumuza gerekli besinleri sağlamak bizim doğamızda var. İşte aynı işlemi ilaçlara da uygulayıp, onları düzenli aralıklarla alarak, damarlarda oluşacak basıncı önlemek zorundayız. Aldığımız ilacın etkisi geçip, damarlar eski durumlanna gelmeden önce, tekrar saatinde ilaç almak bir tansiyon hastası için çok önemlidir.
Bazı hastalar kendilerini bir süre çok iyi hissedebilirler. Belirli bir diyet, sakin bir yaşam, hatta sakinleştiriciyle kan basıncı normal düzeyine indirilmiş olabilir. Ama bu geçici bir iyiliktir. Tansiyon hastası biri olursunuz, pir olursunuz. Çünkü bu hastalık bir ömür boyu sürerek, size arkadaşlık edecektir. Bazı insanlar yüksek tansiyon hastası olduklarını, bir yaşlılık belirtisi olarak gördüklerinden kabul etmek istemezler. Bu bir tansiyon hastasının yapacağı en büyük yanlıştır. Evet, belki yüksek tansiyon belli bir yaştan sonra ortaya çıkar ama bu kesinlikle yaşlılık belirtisi değildir. Üstelik hastalığı kabul etmeyip, diyete uymayan hastalar çok tehlikeli bir oyunun içinde bulurlar kendilerini. Çünkü sonuçta zarar gören kendileri olacaktır. Yüksek tansiyonu, bir felaket olarak görmek çok yanlış çünkü çaresi var. Ama bunu düşünüp hastalığı küçümsememeli de..
Hipertansiyonun doğal ilacı:Sanmsak
Bugün tıp dünyasında bile sarımsağın tansiyon düşürücü etkisi kabul edilmiş durumda. Sarımsak "İbni Sina"nın da yüzyıllar önce belirttiği gibi, damarlar üzerinde çok olumlu etkileri olan doğal bir ilaç olarak kabul ediliyor. Eskiler sarmısağın: "Ölümden başka her hastalığa şifa verdiğini" söylemişler. Pek çok bitkinin gerçekten inanılmaz şifa kaynağı olduğu bir gerçek. Bu nedenle normal ilaçların yanı sıra her sabah bir diş sarmısak yutmanın tansiyonu düşürdüğü belirtiliyor. Ancak eğer sarmısağı yutamıyor ya da ağız kokusu nedeniyle ona tahammül edemiyorsanız, sarmısak haplarına ne dersiniz? Bunlar kokusuz oldukları ve rahatça yutulabildikleri için pek çok tansiyon hastası tarafından kullanılıyor.
__________________


d ü n y a b i z i ç i n d ö n m ü y o r s a d u r s u n
k a l s ı n y a ş a m a k
...

.






.



sha. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12.09.09, 05:04   #18 (permalink)
..daha çirkin, daha huysuz
 
sha. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2009
Mesajlar: 7.625
Teşekkürleri: 3.932
3.015 mesajına 28.195 kere teşekkür edildi.
Standart

İSHAL
Çoğu zaman midede ortaya çıkan bir rahatsızlık bağırsaklara da intikal etmektedir. Uzun süren ishallerde kolera, tifo ve dizanteri gibi bulaşıcı hastalıkların etkisi vardır. Keza tüberküloz, kan zehirlenmesi ve her türlü zehirlenmeler böbrek yetmezliği, guatr, safrakesesi hastalığı, sindirim yolu iltihapları ve ruhsal bunalımlar da ishallere sebep olurlar.
Belirtileri:
* Sarımsı renkli, ağrısız ishaller incebağırsak kökenlidir.
* Sümüksü, ağrılı, kimi zaman kanlı ve iltihaplı geçen ishaller ise kalınbağırsak kökenlidir, ishalle birlikte ateş ve kusma görülür. Gribe benzer belirtiler de ortaya çıkabilir.
DİKKAT: Başka bir hastalığın yan etkisi olmayan ve bağırsakların kendilerinden kaynaklanan ishaller kısa zamanda geçer. Buna göre, uzun süren ishal vakalarında mutlaka doktora müracaat edip gerçek sebep ortaya çıkarılmalı ve tedavisi sağlanmalıdır.
Ne Yapmalı?
Başka bir hastalığın yan etkisi şeklinde ortaya çıkmayan ishal ve kusmalar, organizmanın kendi kendisini temizlemesi demek olduğundan ilaçla durdurulmaya çalışılmamalıdır. Tedaviye bir kaşık hintyağı ile başlanır. Hintyağı, bağırsaklardaki zararlı maddelerin atılmasına yardım edecektir.
* 24 saat hiçbir şey yememek en tesirli usuldür. Bu müddet içerisinde şekersiz papatya çayı veya nane çayı içilebilir. 24 saatin sonunda elma kürüne başlanır. Hastaya günde 1-1,5 kilo çiğ elma verilir, iki gün sonra hafif yemeklerden başlayarak normal beslenmeye geçilir.
* Bir hastalığın yan etkisi olarak ortaya çıkan ishallerde, ishalle değil, asıl hastalıkla mücadele edilir.
__________________


d ü n y a b i z i ç i n d ö n m ü y o r s a d u r s u n
k a l s ı n y a ş a m a k
...

.






.



sha. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12.09.09, 05:04   #19 (permalink)
..daha çirkin, daha huysuz
 
sha. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2009
Mesajlar: 7.625
Teşekkürleri: 3.932
3.015 mesajına 28.195 kere teşekkür edildi.
Standart

KABAKULAK
Adından da anlaşılacağı üzere, kulağın ön ve altındaki tükürük bezlerinde şişlik yaptığından kolay teşhis edilen bir hastalıktır. Virüsleri vücuda girdikten yaklaşık on sekiz gün sonra hastalık kendisini gösterir. Daha çok erkeklerde rastlanır.
DİKKAT: Yetişkinlerde kabakulak virüsleri "er bezleri"ni de etkilediğinden kısırlığa varan ciddi bozukluklar yapabilmektedir. Bu sebeple, kabakulak geçiren yetişkin erkekler mutlaka doktor tedavisi görmelidir.
Belirtileri:
* Halsizlik ve ateşle başlar.
* Kulağın ön ve altındaki tükürük bezleri yutkunma sırasında acır.
* Bilahare bu bezler şişer ve dışarıdan yumruk büyüklüğünde, sert bir şişlik görülür.
* İki hafta sonra hastalık gerilemeye başlar. Ancak, bu arada, er bezlerinde bir şişlik ve ağrı ortaya çıkarsa mutlaka doktor çağırılmalıdır.
Ne Yapmalı?
* Kulaktaki şişlik üzerine sıcak kompres uygulayınız.
* Ağız temizliğine dikkat ediniz.
* Hastayı diğer aile üyelerinden ayırınız.
* Er bezlerinde ağrı ve şişlik görülünce mutlaka doktor çağırınız.
* Hastalık belirtileri kayboluncaya kadar yatakta istirahat ediniz.
* Tesiri tartışılmakla birlikte bağışıklık aşısı yaptırınız.
__________________


d ü n y a b i z i ç i n d ö n m ü y o r s a d u r s u n
k a l s ı n y a ş a m a k
...

.






.



sha. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12.09.09, 05:05   #20 (permalink)
..daha çirkin, daha huysuz
 
sha. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2009
Mesajlar: 7.625
Teşekkürleri: 3.932
3.015 mesajına 28.195 kere teşekkür edildi.
Standart

KABIZLIK
Serbest yaşayan hayvanlarda görülmediği halde, ehlileştirilen hayvanlarda sık görülür. Yine köy insanından çok şehirli insanda görüldüğünden kabızlığın bir "medeniyet hastalığı" olduğu kabul edilmektedir. Kalın bağırsağın son kısmında dışkı fazla bekletildiği zaman içindeki su geriye emilmekte ve sertleşen dışkının atılması zorlaşmaktadır. Dışkının bağırsaklarda fazla beklemesinin sebebi içindeki posa oranının azlığındandır. Sebze, meyve ve taneli bitkileri az yiyen insanlarda kabızlık daha sık görülmektedir.
Masa başında oturan, fazla hareket etmeyen, sinirli kimseler kabızlıktan en çok şikayet edenler arasındadır.
Tedavi:
* Mushil (söktürücü) ilaç kullanmak çoğu kimseler için en pratik yol gibi görünse de bu hiçbir zaman kabızlığı önleyici bir çare değildir. Kabızlığa sebep olan etkenler ortadan kaldırılmadığı müddetçe, hastalık tekrar edecektir. Fazla mushil kullanmak hem bağırsakları tahriş edecek; hem de tenbelleştirecektir.
Ne Yapmalı?
* Kabızlığa yakalanmamak için kepekli undan yapılmış kara ekmek yiyiniz.
* Bakliyat türü, az yağlı yemekleri tercih ediniz.
* Bol sebze ve meyve yiyiniz.
* Bağırsakların boşalmasını sağlamak için muayyen zamanlarda tuvalete çıkma alışkanlığı kazanınız
* Kabızlık sırasında söktürücü ilaçlar yerine şeftali portakal ve çilek yeyiniz. Elma, armut ve erik gibi meyvelerin ise kompostosunu içiniz. Sabahları sütle sulandırılmış bal içildiği zaman da iyi netice verir.
__________________


d ü n y a b i z i ç i n d ö n m ü y o r s a d u r s u n
k a l s ı n y a ş a m a k
...

.






.



sha. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
aile hekimligi


Currently Active Users Viewing This Thread: 1 (0 members and 1 guests)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB kodu Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 02:25.


Powered by vBulletin® Copyright © 2017 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.
2008-2016 Her hakkı kendinde saklı olan forum.
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar paylaşımlarını önceden onay almadan anında siteye yazabilmektedir. Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Yinede sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız iletisim adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelenip en kısa sürede gereken yapılır.