Kuflu Forum  

Geri Git   Kuflu Forum > Eğitim-Öğretim Dünyası > Ödevler Dünyası > Türkçe-Edebiyat



Deyimler / A - Z

Türkçe-Edebiyat


Yeni Konu aç  Konu Kapatılmıştır
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 25.10.12, 18:11   #21 (permalink)
Pl1
Mary Poppins
 
Pl1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2010
Mesajlar: 15.264
Teşekkürleri: 24.316
10.955 mesajına 215.297 kere teşekkür edildi.
Standart

- Ş -

Şafak atmak: Birden önemli bir durumla karşı karşıya olduğunu anlamak.
Şah iken şahbaz olmak: Herhangi bir sebeple çirkinliği veya durumunun kötülüğü artan kimseler için alay yollu kullanılır.
Şahımı bu kadar severim: Ben özverinin bundan çoğunu göze alamam.
Şahadet şerbetini içmek: Şehit düşmek.
Şaka gibi gelmek: Bir türlü inanamamak.
Şaka iken kaka olmak (veya şakayı kakaya çevirmek): tkz. El veya dil ile yapılan şakadan, hoş olmayan bir sonuç kavga çıkmak.
Şakaya boğulmak (dökmek veya bozmak): Ciddi başlayan bir sözü veya davranışı şakaya çevirmek.
Şakağı atmak: mec. Çok sinirlenmek.
Şanına yedirememek: Yenilgiyi kabul edememek.
Şap gibi donmak (veya kalmak): Şaşırarak ses çıkarmayacak duruma gelmek.
Şapka çıkarmak (bir söz veya durum karşısında): Söylenecek söz kalmamak ve takdir etmek.
Şeşi beş görmek: Yanlış görmek, şaşkına dönmek, anlamında alay yollu söylenir.
Şeytan dürtmek: Durup dururken uygunsuz, kötü bir davranışta bulunmak.
Şeytan elini çekmiş: Uygunsuz bir iş yapacak veya kötülük düşünecek durumu olmayan çok yaşlı kimseler için kullanılır.
Şeytan geçmiş gibi: Konuşma sırasında birden kısa bir sessizlik olması durumunda söylenir.
Şeytan görsün yüzünü: Sevilmeyen, görmek bile istenilmeyen kimse için söylenir.
Şeytan kulağına kurşun: hlk. Aksama ihtimali bulunan durum veya işler düzenli gittiğinde "nazar değmesin" anlamında söylenir.
Şeytan tüyü (olmak): Kendini herkese kolaylıkla sevdirme özelliği (bulunmak).
Şeytana parmak ısırtmak: Çok kötü ve çirkin bir şey yapmak.
Şeytana külahı (veya papucu) ters giydirmek: Çok kurnaz olmak.
Şeytanın bacağını (veya ayağını) kırmak: 1) Herhangi bir sebeple yapılmayan bir işe başlamak veya gidilmeyen bir yere gitmek. 2) Uğursuzluğu, şansızlığı, aksiliği yenmek.
Şeytanın bacağı (veya art ayağı): Çok akıllı ve yaramaz çocuk.
Şeytanın yattığı yeri bilmek: Bilinmesi ve hatırlanması güç şeyleri bilmek, çok kurnaz ve açık göz olmak.
__________________


Pl1 isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Bu mesaj için Pl1 kullanıcısına teşekkür edenler:
Alt 25.10.12, 18:25   #22 (permalink)
Pl1
Mary Poppins
 
Pl1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2010
Mesajlar: 15.264
Teşekkürleri: 24.316
10.955 mesajına 215.297 kere teşekkür edildi.
Standart

- T -

Taban tabana zıt: Birbirine son derece aykırı.
Tabana kuvvet: Bir yere yayan gitmekten başka çare olmadığını anlatır.
Tabanları kaldırmak: Koşarak kaçmak.
Tabanları patlamak: Çok yürümekten, çok ayakta durmaktan aşırı yorulmak.
Taban yağlamak: alay. 1) Uzak bir yere yayan gitmeye hazırlanmak. 2) Hızlıca koşmak.
Takla atmak (veya kılmak): mec. 1) Çok sevinmek. 2) Bir kimseye yaranmak için onun hoşuna giden davranışlarda bulunmak, dalkavukluk etmek.
Takla attırmak: 1) Bir şeyi dilediği gibi beceriyle kullanabilmek. 2) Birine istediği her şeyi yaptırmak.
Talihine küsmek: Kötü bir durum veya olayla karşılaşıldığında yalnızca talihi suçlamak.
Tam adamına çatmak: Olumsuz bir davranış ve tutum içinde bulunan kimseyle karşı karşıya gelmek.
Tam adamını bulmak (veya tam adamına düşmek): 1 En uygun kişiyi seçmek. T) alay. En uygunsuz kişiyi seçmek.
Tamtakır kuru (veya kırmızı) bakır: Boş, bomboş.
Taş çıkartmak: Biri ötekinden özellik, yetenek vb. bakımından üstün olmak.
Taş kesilmek: Çok şaşırıp ne yapacağını, ne söyleyeceğini bilememek, sesini çıkaramaz olmak.
Taş koymak (işi, hareketi vb.): Engellemek için bahane yaratmak.
Taş taş üstünde bırakmamak: Baştan başa yıkıp, yerle bir etmek.
Taş yağar kıyamet koparken: Telâşlı ve tehlikeli zamanlan anlatır.
Taşı gediğine koymak: Gerekli bir sözü tam zamanında ve yerinde söyleyerek karşısındaki kimseyi susturmak, zekice davranmak.
Tadı tuzu kalmamak (veya tadı tuzu bozulmak): Eski zevki kalmamak, yavanlaşmak.
Tadı tuzu yok: Zevksiz, yavan.
Tadında bırakmak: Aşırılığa kaçmamak.
Tadını almak: Bir şeyin güzelliğini bilir olmak, zevkine varmak.
Tatlı canını sıkmak: Gereksiz şeylere üzülmek ve bunları dert edinmek.
Tatlı yerinde bırakmak (veya kesmek): Bir işi can sıkıcı bir duruma sokmadan sone erdirmek.
Tavanına çökmek (veya yıkılmak): Beklenmeyen bir durum karşısında şaşırıp kalmak.
Tavşana kaç, tazıya tut demek: İki taraflı, karşıt olan davalarında kışkırtmak, ikili oynamak.
Tavşanı araba ile avlamak: İşini telâşsız ve soğukkanlılıkla görmek.
Tavşanın suyunun suyu: İki şey arasındaki ilginin çok uzak olduğunu anlatır.
Tazı o tazı ama çulu değişmiş: Tanıdığımız, sıradan kişi, iş basma geçmiş veya giyim kuşamını düzeltmiş olduğu için tanınmaz olmuş.
Tecrübe tahtasına dönmek (veya çevirmek): Üst üste başarısız denemelere konu olmak.
Tefe koymak (veya tefe koyup çalmak): Biri hakkında alaylı dedikodu yapmak.
Teker meker yuvarlanmak: İyi durumda olan bir kişi durumunu birdenbire yitirmek.
Teller takmak (veya tel takınmak): alay. Sevincini aşırı davranışlarla gösterenler için kullanılır.
Tembele iş buyur, sana akıl öğretsin: Kendisinden bir konuda yardımcı olması istendiğinde yardım edeceği yerde çözüm yolları gösteren kimseler için kullanılır.
Temcit pilâvı gibi ısıtıp öne sürmek: Birçok defa tekrarlanan şeyler için kullanılır.
Temel kakmak: Bulunduğu yerden kolay kolay ayrılacak gibi olmamak.
Tencere dibin kara, seninki benden kara: "Kötülük, kusur yönünden sen benden daha betersin" anlamında kullanılır.
Tencere tava, herkeste bir hava: Herkesin kendi bildiği gibi davranarak ortada düşünce birliği kalmadığını anlatmak için söylenir.
Tencere yuvarlanmış Kapağını bulmuş: Hoşa gitmeyen herhangi bir nitelik yönünden birbirleriyle benzeşen iki kişi bir araya gelmiş.
Tencerede pişirip kapağında yemek (geçim konusunda): Var olanla yetinmek.
Tenceresi (veya tencereleri) kaynamak: Geçimleri az çok yerinde olmak.
Tenceresi kaynarken, maymunu oynarken: Geçimi yolunda, keyfi yerinde iken.
Teneke çalmak (arkasından): Tenekeye sopa vb. ile vurarak giden bir kişiye hakaret etmek.
Tepesinde havan dövmek (veya değirmen çevirmek): Üst katta oturan biri, gürültü yaparak alt kattakini rahatsız etmek.
Tepesine (veya başına) binmek (veya çıkmak) (birinin): Genellikle kendinden daha güçsüz kimseleri ezmek, kötü davranmak.
Tepesinden (veya başından) kaynar su dökülmek: Derin bir üzüntü duymak.
Tepesinin tası atmak: Birden bire çok sinirlenmek.
Tepetakla etmek (veya devirmek): Birinin toplumsal ve ekonomik durumunu bozmak.
Tepetakla gitmek (veya yuvarlanmak): Hızlı bir biçimde toplumsal ve ekonomik durumu bozulmak.
Tepe tepe kullanmak (sağlamlığına güvenilen şeyler için): Yıpranacağını düşünmeden, esirgemeden, sakınmadan, hoyratça kullanmak.
Terini soğutmak: Serinde dinlenmek.
Teraziye vurmak: İyice tartarak düşünmek.
Tereyağından kıl çeker gibi: Her türlü mecburiyet ve mükellefiyetten ve sorumluluktan kolayca sıyrılarak.
Tersinden okumak: Yanlış anlamak.
Ters yüz (ters yüzüne) çevirmek: Geri döndürmek.
Ters yüz (veya ters yüzü) geri dönmek: Gittiği bir yerden istendiğini elde edemeden dönmek.
Tertibe düşürülmek: mec. Zarar verici bir eyleme uğratılmak, komploya uğramak.
Teslim bayrağı çekmek: 1) Yenilgiyi kabul etmek. 2) Çekişme sonunda, karşısındakinin istediğini yapmaya razı olduğunu bildirmek.
Tetik durmak: Hazır ve uyanık bulunmak.
Tetik üstünde beklemek: Hazır, dikkatli, uyanık bulunmak, tetikte olmak.
Tetiğini bozmamak: Soğuk kanlılığını bozmamak, telâş göstermeyerek durumunu değiştirmemek.
Tezgâhı kurmak: argo. Yasal olmayan işi gerçekleştirebilmek için yalan dolanla aldatmaya, kandırmaya çalışmak.
Tıkırı yolunda: Geçim düzeni iyi sağlanmış.
Tıngır elek tıngır saç, elim hamur karnım aç: Çalışmalarımla başkalarına yarar sağlıyorum, ama bundan kendim yararlanmıyorum.
Tıraşa sokmak: argo. Birini bıkkınlık verici uzun konuşmalarla oyalamak.
Tırnak göstermek: Korkutmak, göz dağı vermek;
Tırnak kadar: Çok küçük; çok az.
Tırnak sürtüştürmek: Kavgayı körüklemek.
Tırnaklarını sökmek: Birini elindeki güçten yoksun bırakmak, etkisini yok etmek.
Tilki uykusuna yatmak: Uyuyormuş gibi yaparak fırsat kollamak.
Tohumu dökülmek: Geçirdiği büyük bir korku dolayısıyla dölden kesilmek.
Tok evin aç kedisi: İhtiyacı olmadığı hâlde aç gözlülük edenlere söylenir.
Top gibi patlamak: Birden gelen şaşırtıcı ve ürkütücü haber duyulmak.
Topu: Tümü, hepsi.
Toprak olmak: Ölmek.
Toprak paklar (bir kimsenin): Yaptığı kötülükler ancak ölmesiyle son bulur.
Toprağa düşmek: Ölüp gömülmek. Toprağına ağır gelmesin: Bir ölünün aleyhinde bir söz söylenildiğinde kullanılır.
Torbada (veya çantada) keklik: Ele geçirilmesi o denli kesin ki elde edilmiş sayılır.
Toz etmek: Ezip harap etmek, ortadan kaldırmak.
Toz kondurmamak: Bir şeyde herhangi bir kusurun varlığını kabul etmemek, onu kusursuz ve eksiksiz göstermek.
Toz pembe görmek: Aşırı iyimser olmak.
Tulum çıkmak: Amacını eksiksiz elde etmek.
Turnayı gözünden vurmak: Umulmadık bir kazanç veya çıkar sağlama imkânı ele geçirmek.
Turp gibi: Sağlığı yerinde.
Turşu olmak: mec. Güçsüzleşmek, bitkinleşmek.
Turşusu çıkmak: Çok yorulmak.
Tut kelin perçeminden: tkz. Çözümü güç olan bir durum için karşısındaki söylenir.
Tuz biber ekmek: bk. üstüne tuz biber ekmek
Tuz ekmek düşmanı: İyilik gördüğü kimseye hainlik yapan, aldığı yardımı inkâr eden (kimse).
Tuzla buz (veya tuz buz) olmak: Onarılmayacak biçimde kırılmak, dağılmak, paramparça olmak.
Tuzu olmak: Katkısı olmak.
Tuzluya mal olmak (oturtmak veya patlamak): Çok para vererek satın almak, çok pahalı gelmek.
Türküsünü çağırmak: Bir kimsenin hoşuna gidecek söz söylemek veya davranışta bulunmak.
Tütüsü tepesinden çıkmak: Bir acının ateşiyle yanıp tutuşmak.
Tüy düzmek (insan): tkz. İyi bir yaşayışa kavuştuğunu belirtecek biçimde güzel giyinmek.
Tüyleri diken diken olmak: 1) Üşümekten veya korkmaktan vücuttaki kılların dipleri kabarıp kıllar dikilmek. 2) mec. Korku, tiksinti gibi duyguları anlatır.
Tüyleri ürpermek: Kötü bir olay, soğuk, gıcıklanma gibi sebeplerle korku veya tiksinti duymak.
Tüyüne dokunmamak: Dokunacak, zarar verecek en ufak bir davranışta bulunmamak.
__________________


Pl1 isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Bu mesaj için Pl1 kullanıcısına teşekkür edenler:
Alt 25.10.12, 18:29   #23 (permalink)
Pl1
Mary Poppins
 
Pl1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2010
Mesajlar: 15.264
Teşekkürleri: 24.316
10.955 mesajına 215.297 kere teşekkür edildi.
Standart

- U -


Uç uca gelmek: Ancak yetişmek.
Uç vermek: 1) Ortaya çıkmak. 2) (bitki) Bitmek, sürmek. 3) Gelişme, büyüme başlangıcı göstermek.
Ucu ortası belli olmamak (iş için): Neresinden başlanacağı kestirilemez durumda olmak.
Ucu (herhangi birine) dokunmak: Birini olumsuz etkilemek veya ona zarar vermek.
Ucunda bir şey olmak: Gizli bir amaç bulunmak.
Ucunda (cezalandırıcı bir şey) bulunmak: Kötü bir şeye sebep olmak.
Ucundan tutmak (bir işin, şeyin): Bir şeyle meşgul olmak, katkı sağlamak, yardımcı olmak.
Uçkuruna sağlam: mec. ve tkz. İffetine bağlı.
Uçan kuştan medet ummak: Çok sıkıntıda kalıp en ufak bir yardımın herhangi bir yerden gelmesini beklemek, sıkıntılı bir durumdan kurtulmak için her türlü çareye başvurmak.
Uçup gitmek: Kaybolmak, yok olmak.
Ufkunu genişletmek: Görüş alanını genişletmek, daha geniş daha fazla bilgi ve görüş edinmek.
Uğurlu kademli olsun: Mutlu bir olay dolayısıyla söylenen bir iyi dilek sözü.
Umur görmek: 1) Önemli görevlerde bulunmuş olmak. 2) Çok tecrübesi olmak.
Umur görmüş: Önemli görevlerde bulunmuş, görgülü, olgun kimse.
Un ufak olmak: Çok ufak kırıntılar durumuna gelmek, parçalanmak.
Ununu elemiş, eleğini asmış: Geri kalan ömrü süresince yapacak önemli bir işi kalmamış.
Usanç getirmek: Usanacak duruma gelmek.
Usta elinden çıkmak (eli uz, işinin eri olan bir kimse): Usulünce ve iyi yapılmış bir şey için söylenir.
Utancından yere geçmek: Çok utanmak.
Utancından yerin dibine girmek: Bir şeyin istenilen biçimde ve nitelikte olmaması karşısında üzüntü duymak, aşırı utanmak.
Uyku durak (yok veya uyku nedir bilmeden): Dinlenme imkânı (bulmadan).
Uyku tulumu: mec. Çok uyuyan kimse.
Uyuyan yılanın kuyruğuna basmak: Kötü bir kimsenin yeni bir kötülük yapmasına fırsat vermek.
Uzak durmak: Yaklaşmamak, karışmamak.
Uzağı görmek: İleride ne olacağını kestirmek.
Uzaktan bakmak (veya seyirci kalmak): Seyirci gibi davranıp karışmamak.
__________________


Pl1 isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alt 25.10.12, 18:34   #24 (permalink)
Pl1
Mary Poppins
 
Pl1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2010
Mesajlar: 15.264
Teşekkürleri: 24.316
10.955 mesajına 215.297 kere teşekkür edildi.
Standart

- Ü -

Üç buçuk atmak: argo. Çok korkmak. Üç günlük ömür: Ömrün kısalığını anlatır. Üçe beşe bakmamak: Bir şeyin fiyatı ile ilgili olarak küçük farkları önemsememek.
Üçler yediler kırklar: Halk inançlarında yaşayan ermişler topluluğu.
Üçkâğıda bağlamak (veya getirmek): Karşısındakini şaşırtarak aldatmak.
Ümit serpmek: Umutlandırmak. Ümidi suya düşmek: Umudu kalmamış.
Üst çıkmak (veya gelmek): Yenmek.
Üstü başı dökülmek: Giyecekleri çok eski olmak.
Üstünde durmak: Bir işe önem vermek, bir işle yakından ve sürekli ilgilenmek.
Üstündeki üstünde, başındaki başında: Üstündekinden başka hiçbir şey kalmadan.
Üstünden (şu kadar zaman) geçmek: Aradan herhangi bir zaman geçmek.
Üstünden geçmek: Birinin ırzına geçmek. Üstüne atmak: Bir suçu birine yüklemek.
Üstüne bir bardak (soğuk) su içmek (bir şeyin): alay. O işten umudunu kesmek, o işin olacağına inanmamak, o işten vazgeçmek.
Üstüne gelmek (bir şeyin): Bir şey yapılırken veya konuşulurken çıka gelmek.
Üstüne kapanmak: Aralıksız çalışmak.
Üstüne koymak: Katmak eklemek.
Üstüne kuş kondurmak: Olağanüstü, görülmemiş bir katkı, süs veya hizmet yapmak.
Üstüne olmamak: Daha üstü bulunmamak.
Üstüne perde çekmek: İsteyerek örtmek, gizlemek. Üstüne kondurmamak: Bir şeyin kusurlu olabileceğini kabul etmemek.
Üstüne tuz biber ekmek: Üzüntüyü, kusuru artıracak durum yaratmak.
Üstüne vazife olmamak (veya değil): Görevi olmamak, o görev kendini ilgilendirmemek.
Üstüne yatmak: Hakkı yokken bir şeyi kendine mal etmek, bir şeyi alıp vermemek.
Üstüne yıkmak (veya yıkılmak): Kendisinin de sorumlu olduğu bir işin ağırlığını başkalarına yüklemek (veya kendisi yüklenmek). 2) Kendi suçunu başkasına yüklemek. 3) Yamamak (veya yamanmak.
Üstüne yürümek: Korkutmak, yıldırmak amacıyla saldıracakmış gibi yapmak.
Ütüsü üzerinde: Yeni ütülenmiş.
Üvey evlât gibi tutmak (veya saymak): Horlamak, haksızlık etmek iyi davranmamak.
Üzerinde durmak: Bir işe önem vermek, bir işle yakından sürekli ilgilenmek.
Üzerinde kalmak: 1) (mal veya iş): Artırma sırasında bir kimsenin olmak. 2) İstenmeyen bir iş yüklenilmek, sorumluluğuna bırakılmak.
Üzerinden atmak: Bir şeyi ödev edinmemek. Üzerine almak: 1) Bir davranışın kendisine karşı olduğunu sanarak tedirgin olmak, alınmak. 2) Bir işi yapmaya söz vermek. 3) (evli iken) Karısının üzerine bir başka kadınla evlenmek.
Üzerine atmak: Bir suçu birine yüklemek. Üzerine bir bardak su içmek: alay. Alacaklı bulunduğu bir şeyi elde etmekten umut kesmek.
Üzerine düşmek: Bir şeyle ilgilenmeye başlamak ilgi göstermek, bir şeyle çok uğraşmak.
Üzerine koymak: Katmak, eklemek.
Üzerine titremek: Çok sevgi ve özen göstermek.
Üzerine tuz biber ekmek: Üzüntüyü, kusuru artıracak durum yaratmak.
Üzerine yürümek: Saldırmak.
Üzerine çullanmak: Her tarafını kaplamak, sarmak.
Üzümün çöpü armudun sapı var demek: Her şeyde bir eksiklik bulmak, güç beğenir olmak.
Üzümünü ye de bağını sorma: Yararlandığın şeyin nereden geldiğini araştırma.
__________________


Pl1 isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alt 25.10.12, 18:38   #25 (permalink)
Pl1
Mary Poppins
 
Pl1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2010
Mesajlar: 15.264
Teşekkürleri: 24.316
10.955 mesajına 215.297 kere teşekkür edildi.
Standart

- V -

Vahamet kesp etmek: Gittikçe zorlaşmak, tehlikeli ve kokulacak bir durum almak.
Vakit öldürmek: Zamanı yarasız, gereksiz işlerle veya hiç iş yapmadan geçirmek.
Varlıkta darlık çekmek: Herhangi bir engel yüzünden elindeki imkândan yararlanamamak.
Vaziyeti kurtarmak: Güç durumdan sıyrılmak.
Vaziyeti takınmak: Herhangi bir tavır takınmak.
Verilmiş sadakası olmak: Büyük bir tehlike veya kaza atlatıldığında söylenir.
Verip veriştirmek: Birine ağzına geleni söylemek.
Vermemiş (veya vermeyince) Mabut, neylesin Mahmut: Şansız kişiler için söylenir.
Vız gelip tırıs gitmek: tkz. Hiç önemsememek, aldırış etmemek.
Vız gelmek: tkz. Pek önemsiz görmek aldırış etmemek.
Vicdan azabı çekmek (veya duymak): İstenilmeden veya bilinçsizce yapılan kötü bir işten dolayı acı çekmek, üzülmek.
Vidaları gevşemek: argo. Kendini tutamayıp çok gülmek.
Vurdumduymaz kör ayvaz (olmak): Duygusuz.
Vur abalıya: Bütün özverinin yumuşak huylu kişiye yüklenmesi, güçsüz kişinin hırpalanması, hakkının çiğnenmesi durumu.
Vur aşağı, tut yukarı: Uzun uzun çekişerek, sıkı pazarlık ederek.
Vur dedimse öldür demedim ya (vur dedikse öldür demedik ya): Bir dileği yerine getirirken aşmlığa düşene karşı söylenir.
Vur patlasın, çal oynasın: Aşırı zevk ve eğlenceyi anlatır.
Vurduğu yerden ses gelmek: Çok kuvvetli vurmak, eli ağır olmak.
Vurdukça tozumak: Üzerinde çalışıldıkça, işlendikçe işi artan şeyler için söylenir,
Vücuttan düşmek: Zayıflamak.
Vücudunu ortadan kaldırmak: Öldürmek.
__________________


Pl1 isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Bu mesaj için Pl1 kullanıcısına teşekkür edenler:
Alt 25.10.12, 18:38   #26 (permalink)
Pl1
Mary Poppins
 
Pl1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2010
Mesajlar: 15.264
Teşekkürleri: 24.316
10.955 mesajına 215.297 kere teşekkür edildi.
Standart

- Y1 -


Ya sabır çekmek: Bir sıkıntıya ses çıkarmadan veya ona karşı bir şey yapmadan katlanmak.
Yabana atmak: Önem vermemek, önemsiz görmek.
Yabancı gibi durmak: Bir işe karışmamak, ilgi göstermemek, çekinmek.
Yağ çekmek (veya yapmak): argo. Gereksiz biçimde övmek, dalkavukluk etmek.
Yağma Hasan'ın böreği: Kimsenin korumadığı, bir yararlanma kaynağı.
Yağmur olsa kimsenin tarlasına düşmez (veya yağmaz): Elinden geldiği hâlde kimseye iyilik etmeyenler için kullanılır.
Yaka bir tarafta, paça bir tarafta: Kılığı kıyafeti dağınık bir durumda.
Yaka ısırmak: Şaşırarak "Allah esirgesin", demek.
Yaka silkmek: Birinden bıkmak, usanmak.
Yakadan atmak: Savıp kurtulmak.
Yakadan geçirmek: [ı]esk.[/ı] Evlâtlığa kabul etmek.
Yakası açılmadık: Hiç duyulmamış, ayıp (sövgü veya açık saçık nükte).
Yakasına asılmak (veya yapışmak): Birini hesap sormak veya bir şey istemek için tutup bırakmamak.
Yakasına çökmek: Zorlamak, baskı yapmak.
Yakasına sarılmak: İstediği şeyi almak veya dövüşmek için birini bırakmamak, zorlamak.
Yakasını bırakmamak: Birinin bezdirecek kadar üstüne düşmek, ona rahat vermemek.
Yakasını kaptırmak: Bir şeyin, bir kimsenin etkisinden kendisini kurtaramamak.
Yakayı ele vermek (veya vermemek): Kaçamayarak ele geçmek, yakalanmak.
Yakayı kurtarmak (veya sıyırmak): Kurtulmak.
Yalayıp yutmak: 1) İştahla yemek. 2) mec. Kötü bir davranış, söz karşısında ses çıkarmamak, kabullenmek.
Yalancısı olmak (birinin): Doğruluğu bilinmeyen bir bilgiyi başkasından duyup iletmek.
Yalı kazığı: Uzun boylu ve iri kemikli kimseleri nitelerken kullanılır.
Yama gibi durmak: Bulunduğu yere uymamak, eklendiğini belli etmek.
Yan bakmak: 1) Beğenmeyerek veya düşmanca bakmak. 2) Kötü niyet beslemek.
Yan basmak: 1) (bir işte): Aldanmak. 2) Dürüst davranmamak, kaypaklık etmek.
Yan çizmek (bir işten): tkz. Kaçmak.
Yan gelip oturmak (veya yatmak): Hiçbir işle ilgilenmeyerek keyfince yaşamak.
Yan yan bakmak: Göz ucuyla bakmak.
Yanına kâr kalmak: Cezasız kalmak. Yanına salâvatla varılır: 1) Çok kibirli, kendini beğenmiş kimseler için söylenir. 2) Çok öfkeli.
Yanağına kan gelmek: Yüzü daha canlı ve renkli olmak, iyi beslenmekten dolayı gürbüz görünmek.
Yangına körükle gitmek: Gerginliği, uzlaşmazlığı artıracak biçimde davranmak.
Yanlış kapı çalmak: İsteğinin yapılmayacağı, yersiz sayılacağı bir yere başvurmak.
Yana yana istemek: Israrla, içtenlikle dilemek.
Yaptığı hayır ürküttüğü kurbağaya değmemek: Zararı, yararından çok olmak.
Yaprak oynamamak (veya kıpırdamamak) (hava): Rüzgârsız, çok durgun olmak, hiç rüzgâr esmemek.
Yarayı tazelemek: Üzüntüyü, sıkıntıyı, acıyı hatırlatmak, yeniden ortaya çıkarmak.
Yar adana sığınıp: Bütün gücünü kullanarak.
Yarını elmanın yarısı o, yarısı bu: Birbirine çok benzeyen şeyler için söylenir.
Yarım pabuçlu: İşsiz, yoksul kimse.
Yarından tezi yok: Geciktirmeden, ivedilikle.
Yaşı benzemesin: Erken ölmüş birine herhangi bir yönden benzetilen bir kimse için "aynı yaşta Ölmesin", anlamında kullanılır.
Yaşını almak (veya yaşını başına almak): Yaşı ilerlemiş olmak.
Yaş tahtaya (veya yere) basmak: Bir işte uyanık davranmamak yüzünden aldanmak.
Yatağını ayırmak: Ayrı yatakta yatmak. Yatıp kalkıp: Her zaman, hep.
Yavuz hırsız ev sahibini bastırır: Biri, suçunu zarar verdiği kimseye yüklediğinde söylenir.
Ya bu deveyi gütmeli ya bu diyardan gitmeli: Ya buranın şartlarına uymalı ya da buradan ayrılmalı.
Yaya kaldın tatar ağası: İstediğim elde edemeyen, başarısızlığa uğrayan kimseler için kullanılır.
Yaya kalmak: 1) İstediği şeyi yapamaz duruma gelmek. 2) Yardımcısız kalmak.
Yazboz tahtasına çevirmek: Bir konuda art arda birbirini tutmayan kararlar almak.
Yedi gömlek uzak olmak: Soyca veya yakınlık bakımından bir hayli uzak bulunmak.
Yedi iklim dört bucak: Her yerde.
Yedi kat el pek: Yabancı.
Yedi kat yerin dibine geçmek: 1) Çok güçlü olarak yere çakmak. 2) Fazlasıyla utandırmak, mahcup etmek.
Yedi kubbeli hamam kurmak: Büyük hayaller peşinde koşmak.
Yedi mahalle: Herkes, bütün çevre.
Yediği önünde yemediği ardında: Bolluk, refah içinde yaşayanlar için kullanılır.
Yedirip içmek: Beslemek.
Yeme de yanında yat!: Çok lezzetli veya çok hoş.
Yiyip bitirmek: 1) Tüketmek. 2) Onmaz duruma getirmek, yıkımına sebep olmak. 3) Sürekli olarak tedirgin etmek, üzmek, hırpalamak.
Yemin etsem başım ağrımaz: "Gerçek olduğuna hiç korkmadan yemin ederim", anlamında kullanılır.
Yenene içilene bakılmamak (bir şey): Gidere önem verilmeden bol bol harcanmak.
Yer bakır gök demir: Şartların zor, imkânların kısıtlı olduğu durumlarda söylenir.
Yer bakır gök demir kesilmek: Tamamen tükenmek, bitmek, yoksul duruma düşmek.
Yer kabul etmez: Çok günahkâr.
Yer öpmek: esk. Bir büyüğün önüne eğilmek.
Yerden göğe kadar: Pek çok.
Yerden yere çalmak: Çok hırpalamak.
Yerden yere vurmak: Birine türlü yönlerden saldırarak onu çok aşağılayıcı bir duruma düşürmek.
Yere bakan yürek yakan: Uysal ve uslu göründüğü hâlde sinsice kötülük yapan.
Yere bakmak (ihtiyarlar için): Ölümü yakın olmak.
Yere baktırmak: Utandırmak, mahcup etmek.
Yere batasıca (veya yere batsın): "Yok olsun", anlamında bir ilenç.
Yere geçmek: Çok utanmak.
Yere göğe koymamak (veya koyamamak): Nasıl ağırlayacağını, nasıl memnun edeceğini bilememek, çok önem vermek.
Yere sağlam basmak: Titiz ve dikkatli davranmak.
Yere sermek: 1) Kötü bir duruma sokmak, yenmek. 2) Vurup öldürmek.
Yere vurmak: Kötü bir duruma sokmak, yenmek.
Yeri göğü ben yarattım demek: Çok gururlu olmak.
Yeri göğü birbirine katmak: Aşırı telâş yaratmak.
Yeri göğü tırmalamak: Çok sancı, acı çekmek.
Yeri göğü tutmak: Her tarafı ele geçirmek denetim altında bulundurmak.
Yeri soğumadan: Ayrılan bir kimsenin ardından çok zaman geçmeden.
Yerin kulağı var: Gizli konuşulan bir şeyin umulmadık bir yoldan başkalarınca duyulabileceği anlatılır.
Yerinde saymak: mec. Hiç ilerlememek, gelişmemek, değişmemek.
Yerinde su çıkmak: Haklı bir sebep olmadan yerini bırakanlara veya bırakmak isteyenlere kınama ve engelleme amacıyla söylenir.
Yerinden oynamak: Coşkulu, gürültülü, karışık bir zaman yaşamak.
Yerine getirmek: İstenileni, gerekeni yapmak.
Yerine oturtmak: Bir durum, bir düşünce vb. benimsenmek, yaygın duruma gelmek yerleşmek.
Yerini doldurmak: 1) Görevini başarı ile yapar olmak. 2) Görevinden ayrılan birinin yerine gelen kişi, önceki görevli kadar başarılı olmak.
Yerini ısıtmak: Bir yerde uzun süre kalmak.
Yerini yapmak: Bir şey elde etmek amacıyla girişimde bulunmak.
Yerle gök bir olsa: Sonu ne olursa olsun.
Yerlerde sürünmek: Çok perişan, acınacak bir durumda bulunmak.
Yerlere kadar eğilmek: Aşırı saygı göstermek.
Yeşil ışık yakmak: mec. Bir şeyin olmasına engel olmamak, hoş karşılamak.
__________________


Pl1 isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Bu mesaj için Pl1 kullanıcısına teşekkür edenler:
Alt 25.10.12, 18:39   #27 (permalink)
Pl1
Mary Poppins
 
Pl1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2010
Mesajlar: 15.264
Teşekkürleri: 24.316
10.955 mesajına 215.297 kere teşekkür edildi.
Standart

- Y2 -


Yıl on iki ay: Sürekli olarak, sürekli bir biçimde.
Yılanın kuyruğuna basmak: Kötü bir kimseye kötülük yapacak fırsat vermek.
Yıldırımla vurulmuşa dönmek: Apansız kötü bir durum karşısında kalıp, ne yapacağını bilememek.
Yıldızı (veya yıldızları) barışmak: Aralarında görüş, duygu ve düşünce bakımından birbirleriyle anlaşmış, uyuşmuş olmak.
Yıldızı parlamak: Başarı yönünden herkesin dikkatini çekecek bir duruma gelmek, ün kazanmak.
Yıldızı sönmek: Ününü yitirmek.
Yıldızları saymak: Geceleri uyku uyuyamamak.
Yiğitlik taslamak: Yiğitmiş gibi davranmak.
Yok oğlu yok: Ortalıkta yok, hiç yok.
Yol açmak: mec. 1) Bir olaym sebebi olmak. 2) Davranışlarıyla örnek olmak.
Yol bulmak: Çare bulmak.
Yol çizmek: Bir konuda plân yapmak. Yol iz bilmek: 1) Gideceği yolu ve yeri bilmek. 2) Görgülü davranmak.
Yol tepmek: Çok uzun bir süre yürümek.
Yola düzülmek (düzülmek veya koyulmak): Gidilecek yere doğru yola çıkmak.
Yoldan çıkmak: mec. Doğru yoldan ayrılmak. Yoldan kalmak: Gidilmek istenen yere gidememek.
Yolları ayrılmak (İki kişi veya topluluk için): Görüş, düşünce ayrılığı ortaya çıkmak, ayrı görüş ve düşünceleri benimsemek.
Yoluna bakmak: Birini beklemek. Yoluna baş koymak: Bir amaca, bir gayeye yönelmek, bütün varlığıyla kendini vermek.
Yoluna can vermek: Birinin uğruna ölmek. Yoluna sapmak: Başvurmak.
Yolunu kesmek: Engel olmak, engellemek.
Yolunu yapmak (bir işin): Bir işi mümkün kılmak.
Yorgan döşek yatmak: Ağır hasta olmak.
Yorgan gitti, kavga bitti: Anlaşılmazhk sebebi olan şey ortadan kalkınca anlaşmazlık da sona erdi.
Yolunu yokuşa sürmek: Yapılması güç bir işin, büsbütün güç şartlarda gerçekleştirilmesini istemek.
Yukarıdan almak: Yumuşaklık göstermemek, ağır önerilerde bulunmak, sert davranmak.
Yuları takmak: Birini sözünden çıkamayacak duruma getirmek, egemenliği alıma almak.
Yumruk göstermek: Korkutmak gözdağı vermek.
Yumruğuna güvenmek: İsteklerini yaptırmak için yalnızca kaba kuvvete güvenmek.
Yumurta kapıya dayanmak (veya gelmek): Yapılacak iş için zaman çok daralması.
Yumurta küfesi yok ya! (arkasında veya sırtında): Kendisine bir zarar getirmeyeceğini bildiği için, doğru sayılmayan bir davranışta bulunmaktan çekinmeyenler için söylenir.
Yuvarlanıp gitmek: Eldeki imkânlarla geçinmek.
Yük altına girmek: Ağır bir görevi üzerine almak.
Yük olmak (birine): 1) Bir kimse, sıkıntılı bir işini başkasına yaptırmak, 2) Kendisi için başkasına para harcatmak, masraf yapmak.
Yükünü tutmak: Çok zengin olmak, zenginleşmek.
Yüksek perdeden konuşmak: 1) Meydan okurcasına sert konuşmak. 2) Yapılması güç şeyleri gerçekleştirebilecek gibi abartmalı konuşmak.
Yükseklerde konuşmak: mec. Elde edilmesi güç şeyler istemek.
Yüksekten almak: Karşısındakilere olduğundan fazla böbürlenmek, abartılı davranmak.
Yüksekten konuşmak: Kendini çevresindekilere kabul ettirebilmek için övünerek konuşmak.
Yüksekten uçmak: 1) Yükseklerde dolaşmak. 2) argo. Palavra atmak, çok abartmak.
Yüreği ağzına gelmek: Birdenbire çok korkmak, aşırı korku ve sevinçten ziyadesiyle heyecanlanmak, endişelenmek.
Yüreği bayılmak: Karnı çok acıkmak.
Yüreği burkulmak: Çok üzülmek, çok acı duymak.
Yüreği çarpmak: Merak, kaygı, korku, heyecan gibi duygularla tedirgin olmak, huzursuz olmak.
Yüreği dayanmamak: Acısına katlanamamak, çok acı duymak.
Yüreği kabarmak: 1) İçi sıkıntı ile dolup derin soluk almak gereğini duymak. 2) Midesi bulanmak.
Yüreği kalkmak: Heyecanlanmak. Yüreği kan ağlamak: Aşırı üzüntüden sarsılmak.
Yüreği parçalanmak: Çok acımak.
Yüreği parça parça olmak: Pek çok acımak.
Yüreği tükenmek (veya yürek tüketmek): Bir şeyi anlatmak için çok yorulmak.
Yüreği yağ bağlamak: İstenilen bir şeyin olmasından ferahlık duymak.
Yüreği yarılmak: Çok korkmak.
Yüreği yerinden oynamak: Birdenbire heyecanlanmak veya korkmak.
Yüreğine saplanmak: mec. Aşırı derecede acı duymak, içine oturmak.
Yüreğine su serpmek (birini): Karşısındakini kaygı sebebinin ortadan kalktığını veya umut verici bir haberle ferahlatmak.
Yüreğini ateş almak: Fazla üzüntüden içi yanmak.
Yüreğini eritmek (veya sızlatmak): Çok üzmek.
Yüreğini serinletmek: Üzüntüsünü azaltmak.
Yüz akı ile çıkmak: Bir işi kendi saygınlığını yitirmeden, eksiksiz ve başarılı olarak yapıp bitirmek.
Yüz aklığı göstermek: Bir işte başarıya ulaşmak.
Yüz bulmak: İlgi ve yakınlık görmek.
Yüz kızartmak: Sıkılarak yalvarmak.
Yüz tutmak: Bir şey olmak üzere bulunmak.
Yüz verince astar istemek: Kendisine gösterilen küçük bir ilgiden şımararak geniş yetki elde etmeye, daha çok yarar sağlamaya çalışmak.
Yüz vermek: İlgi, yakınlık göstermek, hoşgörülü davranmak şımartmak, itibar etmek.
Yüz vermemek: İlgi ve yakınlık göstermemek. Yüz yazmak: 1) Makyaj yapmak. 2) Belli olmak, açığa çıkmak.
Yüze duramamak: Birinin hatırından çıkmamak, birinin hatırını kıramamak.
Yüze gülmek: 1) Yalandan dost görünmek. 2) Sevimli, alımlı görünmek.
Yüzü açılmak: Güzelliği, parlaklığı ortaya çıkmak.
Yüzü gözü açılmak: 1) Sıkılmaz, utanmaz bir duruma gelmek. 2) Toplumsal ilişkiler kurmaya, çevresini, dünyayı tanımaya başlamak.
Yüzü kalmamak: Bir kimseden daha önce bir çok ricada bulunduğu için yeni bir şey istemeye sıkılmak.
Yüzü karışmak: Can sıkıcı bir durum da olduğu, yüzünden belli olmak.
Yüzü yerde: Alçak gönüllü.
Yüzü yere gelmek (geçmek veya yüzünün derisi yere geçmek): Çok utanmak.
Yüzünden kan damlamak: Çok sağlıklı olmak, sağlığı yüzünün renginden belli olmak.
Yüzüne bakamaz olmak: Utanç, yüreksizlik gibi sebeplerle bir kimsenin karşısına çıkamamak.
Yüzüne bakılacak gibi: Çirkin sayılmaz, güzelce.
Yüzüne bakılmaz: Çok çirkin.
Yüzüne bakmaya kıyamamak (veya yüzüne bakmaya kıyılmaz) (biri): Çok güzel olmak.
Yüzüne duramamak: Dayanamamak, bir isteğe hayır diyememek, kıramamak.
Yüzüne gülmek: 1) Dostmuş gibi görünmek. 2) Dostluk göstermek, ilgi göstermek, alâkalanmak.
Yüzüne hasret kalmak: O şeyden yoksun kalmak, hasret kalmak.
Yüzüne tükürseler yağmur yağıyor sanır: Çok arsız ve onursuz kimseler için kullanılır.
Yüzünü ağartmak: Beğenilir iş yapmak, iş ve davranışlarıyla yakınlarının övünmesine sebep olmak.
Yüzünü buruşturmak (veya ekşitmek): Yüzüne öfke ve hoşnutsuzluk gösteren bir biçim vermek.
Yüzünü gören cennetlik: Uzun bir süre görünmeyen kimseler için söylenir.
Yüzünü kara çıkarmak: Utandırmak.
Yüzünü kızartmak: Bir kimsenin utanmasına sebep olmak, birini utanacak duruma düşürmek.
Yüzünü kızartmak (veya yüzünü kızdırmak): Onuruna, gururuna önem vermeden bir şey istemek, utançla, utanarak istemek.

__________________


Pl1 isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Bu mesaj için Pl1 kullanıcısına teşekkür edenler:
Alt 25.10.12, 18:39   #28 (permalink)
Pl1
Mary Poppins
 
Pl1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2010
Mesajlar: 15.264
Teşekkürleri: 24.316
10.955 mesajına 215.297 kere teşekkür edildi.
Standart

- Z -


Zayıf yerinden yakalamak: Güçsüz, eksik ve yanlış bir tutum ve davranışı yüzünden zor durumda bırakmak.
Zembereği boşalmak (veya boşanmak): mec. Kendini tutamayarak uzun uzun ve sesli gülmek.
Zemberek kurulmak: mec. Durum kızışmak
Zemzem suyu ile yıkanmak: Hiçbir suçu veya günahı olmamak.
Zemzemle yıkanmış olmak (biri ötekinin yanında): Biri, ötekine göre çok iyi nitelikte olmak.
Zevkten dört köşe olmak: Çok sevinip keyiflenmek, aşırı zevk duymak.
Zıp zıp zıplamak: Çok sevinmek.
Zıt gitmek: Birine karşı sürekli ters davranmak.
Zıddına basmak: Sinirlendirmek, sinirini bozmak.
Zil zurna olmak: Çok içip sarhoş olarak kendini bilmeyecek duruma gelmek.
Zindan etmek (bir yeri birine): Yaşanmaz, huzursuz, rahatsız, zevk alınmaz bir duruma getirmek.
Zindan kesilmek: 1) Çok karanlık duruma gelmek. 2) Çok sıkıcı ve içinde yaşanmaz duruma gelmek.

__________________


Pl1 isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Bu mesaj için Pl1 kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
Konu Kapatılmıştır


Currently Active Users Viewing This Thread: 1 (0 members and 1 guests)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB kodu Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 18:56.


Powered by vBulletin® Copyright © 2017 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.
2008-2016 Her hakkı kendinde saklı olan forum.
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar paylaşımlarını önceden onay almadan anında siteye yazabilmektedir. Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Yinede sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız iletisim adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelenip en kısa sürede gereken yapılır.