Kuflu Forum  

Geri Git   Kuflu Forum > Eğitim-Öğretim Dünyası > Ödevler Dünyası > Türkçe-Edebiyat



Anonim Edebiyatımızın Renkleri

Türkçe-Edebiyat


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 08.10.12, 20:38   #1 (permalink)
Müdavim Üye
 
Uygu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2012
Mesajlar: 4.304
Teşekkürleri: 1.659
965 mesajına 2.008 kere teşekkür edildi.
Standart Anonim Edebiyatımızın Renkleri

Söyleyeni belli olmayan, halkın ortak malı sayılan ürünlerin oluşturduğu, sözlü geleneğe dayalı edebiyattır. Sözlü olduğu için, ürünler; halk arasında dilden dile geçtikçe zaman, kişi, yer unsurlarına bağlı olarak değişikliğe uğramıştır. Söyleyeni belli olmayan, ağızdan ağza, kulaktan kulağa yayılan, halkın ortak malı olan ürünlerin oluşturduğu edebiyattır.

Anonim edebiyat halkın ortaklaşa oluşturduğu bir edebiyat özelliği taşır. Anlatıldığı yörede pek çok kişi tarafından bilinmektedir. Anonim ürünü İlk oluşturan kişi merak edilip söylenmez. Efsanesi olan türküler ve halk hikâyeleri dışındaki tüm ürünlerinin oluşturanı, oluşturulduğu zamanı, yöresi hakkında fikir sahibi olamayız. Pek çok anonim ürünün kökeni incelendiğinde bin yıl öncesinde yazılmış eserlerde dahi benzerlerinin bulunduğu görülür. Örneğin Karahanlı sahasında yazılmış Divan- ı Lüğat Türkî’deki yüzlerce -sav_ atasözlerinin günümüzde binlerce benzerini bulmak mümkün olmaktadır.

Anonim ürünler kulaktan kulağa, geçmişten bu güne, yöreden yöreye taşınırken, bazı değişimlere, varyantlara uğrar. Taşınmalar esnasında unutulanların yerine yenisini yakıştırmak, ilk duyulan yörede bilindiği halde taşınan yörede bilinmeyen bir nesne, kavram, âdet, kelime yerine o yörede bilinen benzerini koymak, ilave yapmak, bir kısmını unutmak, kasten söylememek gibi nedenlerle çeşitlenmeler, dallanmalar oluşur. Bir mani Edirne’den Kars'a, Akşehir’den Türkmenistan’a taşınırken yöresel ağız ve motifleriyle olduğu gibi taşınmaz. Hemen taşındığı yörenin dil, konu, zevk ve ağız özelliklerine bürünüverir.

Anonim ürünler bu yüzden pek çok ortak noktaya sahip varyant oluşumlarına sahip olurlar. Örneğin Kars’taki bir efsane Muğla’ya taşınırken ana unsurlarını kaybetmese de Muğla yöresine has özelliklere kavuşur. Kars’taki anlatılan haline benzer Muğla’da anlatılan haline dönüşürken Kars’tan geldiğine dair hiç bir işaret taşımaz." Burası Huş'tur yolu yokuştur " dizesi, " Burası Muş'tur yolu yokuştur" dizesine dönüşerek söylendiği yöreye mal edilir. Kars'ta derlenen " Mani demeye geldim / Guymak yemeye Geldim" manisi Sivas’ta" Mani demeye geldim / Kaymak yemeye geldim" şeklinde mahalileşir.

Kahramanlarını isimleri ve yerleri değişen ama motifleri değişmeyen pek çok efsane vardır. Örneğin Anadolu’da ve diğer Türk illerinde derlenen pek çok efsanede olaylar ve motifler aynıyken, gösterilen mekânlar ile kahraman isimleri farklı pek çok efsane vardır. " Kopan kellesini koltuğuna alarak düşmanlarla savaşmaya devam eden " Kesik baş efsanesi" Kars'ta adı Celal Baba ve yeri Kars Kalesi, Sivas'ta yeri Yıldızeli ilçesi, Yavu Nahiyesi; adı Kevgir Baba olarak anlatılır. " Düşmanı kovalayan yeşil cübbeliler efsanesi değişik adlar ve yerler gösterilerek her yörede karşımıza çıkar. Üstelik değişen teknolojiye de ayak uyduran bu tip efsanelerimizde " Düşman kovalayan Pir, ermiş motifinin" tanklara veya uçaklara girerek pilotlara yön gösterdiğine dair efsanelere de şahit olmaktayız.

Sözlü gelenekte ürünleri nesilden nesile, deden toruna, kulaktan kulağa, yöreden yöreye sözlü anlatım yoluyla taşınırlar. Aktarmalar duyulanların anlatımıyla sağlanır. Eski türküler, kötü veya üzücü olay üzerine yakılmış olan ağıtlar, halk hikâyeleri, pek çok masal ve diğer anonim türler son yy da hayat şartlarının çok büyük ölçüde değişime uğraması ile unutulmaya başlamış ele geçenlerin veya günümüze ulaşanların pek çoğu doğru dürüst toplanmadığı ve derlenemediği için nerdeyse yok olmuşlardır. Asırlarca derlenmeyen destanlar kendi ismini masallara, hikâyelere veya balladlara bırakmış ve yazılı edebiyatta uzun zaman bu türün var olduğundan bilim dünyası habersiz kalmıştır. Derlenebilenlerin büyük kısmı amatör veya bilgisiz kişiler tarafından derlenip yazıya geçirildiğinden pek çok ayrıntı ve motif bu derlemeler içerisine alınmamış hatta bilinçsiz bir irade ile bilinçli olarak ayıklanmıştır.

Söyleyeni bilinen âşık edebiyatını pek çok yönden anonim edebiyattan ayrı tutamıyoruz. Anonim ürünlülerle âşık edebiyatı ürünleri arasındaki tek ve en belirgin fark Âşık Edebiyatı ürünlerinin söyleyeninin biliniyor olmasıdır. Diğer her bir açıdan anonim edebiyatla aşık edebiyatının hiç bir farkı yoktur. Biraz da anonim türkülerle âşık şiiri türleri arasında kısmi şekil farklılıkları bulunmaktadır. Bu iki nüans dışında aşık edebiyatı ile anonim edebiyat arasında hiç bir açıdan hiç bir fark bulunmamaktadır.

Teknolojinin ve özellikle televizyon radyo ve basının fazla gelişmediği dönemde âşıklar bir haber taşıyıcısı gibi köyden köye gezip duydukları haberleri anlatır ve kış gecelerinde kahvehanelerde veya bazen belli evlerde halkla bir araya gelip duydukları veya kendilerine ait hikâyeleri aktarırlardı. Gelen misafirleri konuk etmek amacıyla açılan köy odaları,

İlçe ve şehirlerdeki kahvehaneler, ağa ve bey konakları bu tip etkinlikler için kullanılıyor o zamanlardaki tiyatro, sinema ve eğlence ihtiyaçları bu şekilde karşılanıyordu. Âşıklar hem saz çalıp şiirler söyleyen, hem de halk hikâyeleri ve destanlar anlatan kimselerdi. Halk ozanlarına Meddah da denmesinin sebebi anlattıkları halk hikâyelerinde meddah vari unsurları da kullanmış olmaları, canlı bir anlatım diliyle ve hareketlerle canlandırarak halk hikâyelerini anlatıyor olmalarıdır. Meddah anlatım geleneğimizdeki anlatım tekniklerinin Tanzimat dönemindeki ilk roman, hikâye ve tiyatro metinlerinde taklit edilmiş olmasının temel sebebi meddah geleneğimizdeki köklü anlatım ve üslubun ilk yazılı nesir örneklerimizde Tanzimatçıların bu baskın geleneğin izinden gitmek zorunda kalmış olmalarındandır. Nesir diline alışık olmayan Tanzimat yazarları bu köklü geleneği izlemek zorunda kalmışlardır.

Anonim ürünlerin dili canlı konuşma dilindeki saf ve öz Türkçedir. Yabancı asıllı sözcükler ya hiç bulunmaz ya da o yabancı asıllı sözcük artık tamamen dilimize yerleşmiş sözcük demektir. Anonim ürünlerdeki dil anlatıldığı yörenin ağız ve şive özelliklerine ait tüm mahalli karakterlere sahiptir. Bu bakımdan derleyicilerin mahalli özellik taşıyan sözcükleri resmi dile ait sözcüklerle değiştirerek yazıya geçirmeleri pek çok arkaik kelimenin günümüze ulaşmasına mani olmuştur. Bu bakımından anonim ürünlere dilin arkeolojik kazıları olarak bakabiliriz. Bu ürünler bu gün unutulmuş pek çok sözcüğün yaşadığı kalıntılar şeklindedir. Bu sözcükler geçmişteki canlı yaşamdan kalan bu gün unutulan eylemleri, araç ve gereçleri dillendiren pek çok unsur barındırır.

" Siyeden siyeden yağan yağmurlar/ Anamın gözünün yaşı değil mi? " Sivas- Şamşıklı köyü", " Zer güllaplı eyvanların kapıları açıldı, name içeri girdi" Eşref Bey Hikâyesi"

" Bulak başı buz olar/ Üstü dolu gız olar. Eğil destmalım götür/ Men götürsem söz olar"

( Kars Türküsü) " Çınar sana sırtın verip oturan/ Pöhrenk ile sularını getiren" Dadaloğlu,

" Oklar menzilin döğende/ Şeşper Kalkana değende" Köroğlu, örneklerinde olduğu gibi.

Anonim ürünler hayatın gerçekleriyle iç içe, canlı yaşamdan kesitler sunan, doğal duygular, benzetmeler, sahneler ve ritüellerle doludur. Yaşamdan kopuk olarak anlatılan masal, efsane ve halk hikâyelerinde bile gerçek yaşamın hayal dünyası bulunur. Masalcı zaten anlatılanların kurgu , yalan, hayal olduğunu masalın içindeki tekerlemeler ve diğer unsurlarla defalarca ikaz eder. Efsane ise doğal yaşama aykırı unsurları ifade etse de tamamen inanç yapısı ve gereklerini ispatlamaya kalkan bir amaç taşır. Kısaca kurmaca veya inançla ilgili anonim türler de dahi canlı yaşamdan kesitler buluruz.

Anonim türler yaşanılanları en çıplak, en doğal, en canlı şekilde ifade eden edebiyat türleridir. Kurmaca olan türlerinde dahi yapmacıklığa, gereksiz süslemeye veya uzatmalara, doğal yaşamın gereklerine aykırı düşen veya uymayan hiç bir unsura yer vermez. Anonim türlerimizde kültürümüzün özünü bulur, işitir, görür, koklar ve duyarız. Her şey bu denli somuttur. Hayatın acıklı, hüzünlü en yalın ve doğal haline dair çok somut enstantaneler gözükür." Seni öldürmeye karar vermişler/ Yolun kenarına pusu kurmuşlar/ Kıratının gelişinden bilmişler... Cemalım Cemalım sendin Cemalım.) Ürgüp Türküsü.

" Iğdır’dan name aldım/ Yârimi yola saldım/ Yar bu yoldan gedende / Heyva gibin sarardım" Iğdır Türküsü.

" Kızılırmak parça parça olaydın./ Her parçanı bir diyara salaydın/ Sen de benim gibi öksüz kalaydın... Kızılırmak nettin allı gelini " Sivas Türküsü.

Anonim ürünler arasında çok yoğun motif alış verişleri bulunur. Ortaklaşa edebiyat oluşturma ruhuna çok uygun düşen bu ruha göre motif alış verişleri hem aynı hem de farklı türler arasında çok yoğun olarak yaşanır. Yani türkülerde gördüğümüz pek çok motifi, hem diğer türkülerde, hem de farklı diğer anonim türlerde de görürüz. Bade içme motifi, hemen her türde karşımıza çıkabilir. Bir efsanedeki motife, hemen her anonim tür içerisinde rastlayabiliriz.

Turnalar, seher yeli, hemen her anonim türümüzde habercidir. Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı pek çok anonim türde karşımıza çıkabilir. Atasözleri, deyimler, tekerlemeler her anonim türde kullanılan ortak malzemedir. Alkarısı, kesik baş efsanesi, Hızır, Pir, derviş, ak sakallı, ermiş motifleri her türde ve aynı fonksiyonlarla karşımıza çıkabilir. Her anonim türde ortak inançlar, batıl itikatlar, benzetmeler, aynı özelliklere haiz, nesnelere rastlarız.

Kara çadır, kara koyun, yüce dağ, zalım gurbet, yayla, elma yanak gibi alışılmış benzetmeler, motifler, betimlemeler ve kalıp tabirler bulunur. Kökeni, kurgusu, konusu, duygusu, aynı olan bir türün her yörede bir benzerine, varyant ve kollarına rastlayabiliriz. Fakat tıpkısının aynısı iki benzerini iki farklı yörede bulmak çok zordur. Zaten sözlü gelenekte bunun böyle olamayacağı da ortadadır. Her anlatı ya bir şeyleri eksiltmekte veya bir şeyleri yerine koymaktadır.

Esasında söyleyeni bilinen Âşık edebiyatı ve ürünlerinin anonim ürünlerden hiç bir farkı yoktur. Tek ve en belirgin fark Âşık edebiyatı ürünlerinin söyleyenlerinin ad veya mahlas kullanma marifetiyle biliniyor hale gelmesidir. Bu halde bile aynı adı taşıyan Onlarca Köroğlu, Koroğlu, Feryadi, Emrah, Nesimi, Yunus gibi ozanların ürünleri bir birine karışmıştır.

Âşıklar, önemli bir şahsın hayatını kaybetmesi sonucunda onun hizmetlerini dile getirmek için uzun mersiyeler yazarlardı. Divan edebiyatında da bu geleneğin var olduğu bilinmektedir. İslamiyet öncesi sağu söyleme geleneği çok yakın zamanlara kadar devam etmiştir. Bu geleneğin günümüzdeki Hıristiyan Gagauz Türkleri arasında bile yaşamaktadır."Gagavuzların da arasında bir önemli şahıs, halkın arasında saygınlığı olan ve ölen kişinin evine davet edilir ve onun hayatı hakkında “dizmekler” söyler. Bu davet edilen kişinin adı halk arasında “türkücü” adını taşır. Eğer “türkücü” “bu kişi hakkında bilgi sahibi değilse, (bazen bu kişiler başka köyden de davet edilirdi), ilk önce rahmetli hakkında bilgi edinir, yakın akrabaları ile konuşur, ölen kişinin karakterini, ailesine davranışını, önemli hobilerini ve yakınların aklılarında kalan güzel bir anısı ile anlatılır. Daha sonra da “türkücü” ölü hakkında ağıt yakarken bunları dile getirir ve orada bulunanları böylece daha da üzüntü dolu heyecana getirir."Doç. Dr. Tudora ARNAUT"Gagauz ve Türk Âşıklık Geleneğinde Ortak Unsurlar,turkfolkloru.com/index.php?"

İslamiyet öncesindeki ölüm törenlerinde ölenler için yırlar, sağular düzenleyen, öçlenler arkasına ağıtlar yakarak ağlayan profesyonel sağucular bunu kazanç için yapıyorlardı. İslamiyet döneminde az çok şekil değiştirmesine rağmen, destanlar yazan, yazdığı destanları para ile satan, türküleri veya halk hikâyelerini kazanç maksatlı anlatan ozan geleneği çok yakın zamanlara kadar bu işlevi sürdürmüştü. Ozanlar bu yaptıklarına karşılık ağırlanır misafir edilir, bahşiş alır geçimlerini bu yolla sağlarlardı. Bu gelenek günümüzde radyoya çıkmak, konserlere gitmek, plak ve kaset çıkarmak, düğün ve toplantılara para karşılığı gitmek vb işlevlere dönüşmüştür.

Kısaca Anonim edebiyat Türk kültürünün ve halkının birey kaygısından uzak olarak ürettiği, tüm doğallığı ve çıplaklığı ile halkımızın hayat anlayışını oluşturan maddi ve manevi tüm değerlerinin Ortaklaşa özüdür.


Şahamettin Kuzucular
__________________
Her yağmur, her rahmet yıldırımlarla düşer toprağa.
Nurlar şimşeklerle yağar kalp denen İlahi Otağa
Uygu isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Currently Active Users Viewing This Thread: 1 (0 members and 1 guests)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB kodu Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 07:54.


Powered by vBulletin® Copyright © 2017 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.
2008-2016 Her hakkı kendinde saklı olan forum.
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar paylaşımlarını önceden onay almadan anında siteye yazabilmektedir. Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Yinede sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız iletisim adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelenip en kısa sürede gereken yapılır.