Müjde Aklanoğlu - Dokunmadan Sev...

'Hikayeler, Efsaneler ..' forumunda Müjde Aklanoğlu tarafından 22 Nis 2014 tarihinde açılan konu

  1. DOKUNMADAN SEV...
    Yakında gelecek... Başucu kısa hikaye tadında...

    Biraz yabancıydı bana, birazda tanıdık. Ürkekleştim apansız karşısında. Her daim kedi gibi atak olan ben, uyuşuk bir kedi gibi kıvrıla kıvrıla, sallanarak ona doğru içimde sinsi yaralarla yaklaşıyordum. Garipti! Her şey olduğundan çok başka gariplikle oluşuyordu. Aylarca bir kere baksın, bir kere konuşsun diye beklediğim o, şimdi bana bakıyor ve ben dut yemiş bülbül gibi susuyor, konuşamıyordum. İçim coşuyordu fakat utancımdan yerin dibine giriyordum. Konuşmaya çekiniyorum.

    Belli ki bunu o da hissediyor. Bu sebepten olsa gerek çok fazla şaşkındık… Şaşkınlığımız garip bir kızarmayla yüzümüze yansıyordu. Hele benim, Yarabbim, elimin tersiyle yanaklarımı serinletemediğim için kendimle kızıyordum. Yanaklarım alev topu olmuş kavruluyordu. Onunla ilk yüz yüze gelişimdendi bu mahcupluğum, hem de utancımdan cayır cayır yanıyordu içim. Bakışlarımı kaçıyorum ondan, utancım çok fazla yüzüme yansıyor elimde değil benim yüzümden terlik yedi! Yani kafasının üzerinden aştı!.. Göz göze gelmemek için, daha önce hiç bu kadar çok uğraştığımı hatırlamıyorum. Usulca kaldırdım başımı, biliyorum gene bakamayacağım gözlerine ama işte… istiyorum.

    Gülüyordu. Elim ne ara şakaklarıma tırmanmıştı da, nazlı nazlı, bir kelebek kanadı gibi titrekçe sağa sola salınıyordu bilemiyorum! Bir tutam zülüfü yakalamış yaramaz parmaklarıma doluyor, haylazca kıvırıyorum. Gözlerim ilk defa dokunuyor bu kadar yakından gözlerine. Heyecan, içimden sanki bir kayadan yuvalanan kaya parçaları gibi apansız sarsıntılarla kopuyor ve toz zerresi gibi un ufak olarak yüreğimde esen rüzgarlarla tüm hücrelerime savruluyor. Koyu kahvelerinde çamurlu suların raksını, ilk defa bu kadar yakında seyre durup, boğulmamak için çırpınıyorum. Bir bakıştan bir anlam, binbir anlam çıkarmak buna mı deniyordu? Ben aklımda binbir saçma hayalle, bir sürü spekülasyon oluşturan düşünceyle doldurup, onun gözlerine bakarak hayaller kuruyorum. Dudakları… Konuşsun diye dakikaları unutup saliseleri saydığım dudakları hafifçe kıvrılıyordu. Çapkın değildi! Alay da etmiyordu! Müstehzi, müstesna bir dudak bükümüydü bu. Güzel dudaklarının kenarında, beyazın, kırmızının ahenkli dansını kıpırdanarak keşfediyorum. Yakışıklı yüzünde, gözlerim saçma bir telaşla gezinirken, ben o hatlarda kendime ait izler arıyorum. Ne düşünüyordu hakkımda? Ne biliyordu? Ne kadarını hissediyordu? Yoksa yanından geçtiği, arada gördüğü mahalle kızı, sadece komşusu olduğumu mu? Yollarını beklediğimi, eve dönüş saatlerinde bakkala çıktığımı biliyor muydu? Gözlerim gözlerine değsin diye, kendimde olan savaşımı ve utancımdan her seferinde başımı kaldıramadığımı biliyor muydu?

    “Merhaba!” dedi Efe tok sesinde hiçbir ifade geçidi olmaksızın. “Çok kızdırmış olmalısın Leyla teyzemi...” dediğinde, konuşmak hiç bu kadar zor olmamıştı. Susmuştum. Dili susmayan kaos makinası ben, lal olup, âmâ olup, bir de kötürüm olarak kalakalmıştım. Ne demem gerekiyordu? İradeli yanım katliam çıkaran zehir gibi çalışan zihnim neredeydi?Ne çok duymuştum oysa onun tok, kadifemsi hayran olduğum sesini, ama sanki ilk kez duyuyormuş gibi şaşkındım. Keza benimle ilk kez bu kadar samimi konuşuyordu. İlk kez benimle, ben olduğum için konuşuyordu. İlk kez söylediği kelimeler sahibiyle bütünleşirken, ben kalbimin ağzıma gelmesiyle içimde ki kuşun, yüreğimde firar edip uçup gitmemesi için savaşıyordum… Konuşmayınca mahcup mahcup gülümsedim. Gözlerim gene biçare ayakkabılarıma kaydı. Ellerim önümde gariban bir tutumla bağlandı. Parmaklarım çekikçe çekiştirildi kendim tarafından...

    “Sen gülünce…”dediğinde benden bahsetmediğini, bunun bir hayal olduğunu düşündüm. Bayıldım ve rüya görüyorum ama ne ara kaldırdığımı bilmediğim gözlerim gözlerine değince, rüyanın, masalın, hatta imkansızlığın ta kendisini yaşadığımı anlayarak bakakaldım ve o devam etti.

    “Sen gülünce, sessiz olan herşey konuşuyor… Senin gülüşünde, bir sürü kelime diziliyor zihnime, her dudak büküşün bir harf olarak anlam bulup, cümleler suskunluğunda kifayet kazanıyor… Sen konuşmasan da, sükunetin tükenmez bir alfabenin harflerinde eşsizce anlam buluyor. Ama sesini duymakta güzel olurdu hani…”dedi ve ben ilk aşkı mest darbesinin mahkûmu, ilk vurgunun sancısıyla şaşkınca şaşakalıyorum. Tutuldum. Sadece irilmiş dünya güzeli gözlerimle, afallayarak şok geçirerek bakıyorum. O yanımdan göz kırparak uzaklaşıyor ya, ben bu dünyada havalanmış ruhum, atmayı kesmiş kalbimle çakılı kalıyorum. :sak sak::gül::saygilar:
     
  2. devil_7

    devil_7 Well-Known Member

    Yeni hikayen hayırlı olsun. Yayınlamanı sabırsızlıkla bekliycem... Daha önce ki hikayelerini bildiğim için bunun da güzel olcağından hiç şüphem yok... Özetini okumak bile güzel olcağını kanıtlıyor zaten... Umarım çok bekletip işkence yapmazsın bize...
     
  3. gülnis

    gülnis New Member

    Hikayen hayırlı olsun okumayı sabırsızlıkla bekliyorum teşekkürler
     
  4. ramcoefe

    ramcoefe Active Member

  5. grunya39

    grunya39 New Member

    teşekkür ederim
     
  6. ZGC

    ZGC Member

    teşekkürler
     
  7. begonya

    begonya Active Member

    teşekkürler
     
  8. hansel

    hansel Active Member

    tesekkurler
     
  9. hansel

    hansel Active Member

    tesekkurler
     
  10. ramcoefe

    ramcoefe Active Member

  11. Lazkizi

    Lazkizi New Member

    Teşekkürler
     

Bu Sayfayı Paylaş