Bugun Hangi Şiir Sizi Anlatıyor ?

'Şiirler ve Güzel Sözler' forumunda sha. tarafından 2 Eyl 2009 tarihinde açılan konu

  1. vineyard

    vineyard New Member

    “üç kelime fısıldadı kulağıma
    
sıkarken elimi:

    en önemli olayıydı günün:
    
‘yarın buluşalım’

    ve yol gizledi o sevgiliyi

    tıraş oldum iki kez
    
iki kez parlattım ayakkabılarımı

    elbisesini aldım arkadaşımın-ödünç iki lira
    
sütlü kahve ve tatlı ısmarlamak için ona

    gülümserken sevdalılar

    tek başımayım
    içimde bir his

    biz de güleceğiz

    belki yoldadır o.

    unutmuştur belki

    belki…belki..

    iki dakika daha.

    dört buçuk

    yarım saat geçti

    ve bir, iki

    uzandı gölgeler

    sözünde durmadı o

    dört buçukta.”

    |Mahmud Derviş
     
  2. vineyard

    vineyard New Member

    Kün.
    hem acıyım hem acının

    yalvacıyım ben

    git!

    benden yollara doğru

    yollar sana dönmeden

    Git!
    düş sözleri ol kün

    bir yerde çözül, okunsun

    genç belirtiler: altın yün

    kuş yığınları
    
söz değildi gördüğün, neyse o ol kün

    Ve seviştir seviştirebilirsen

    iki hüznü
    sözler buluta girmeden

    Sen sen ol kün akşamın yakarısı

    ve sevdanın anlamını değiştir

    hem tarla hem gelincik 

    Olanla

    daha dün 

    yazdan kalan neyse o ol kün

    Ve üleştir üleştirebilirsen

    kuşlar seninle bitmeden

    Hem acıyım hem acının

    yalvacıyım ben
    
git
    
benden yollara doğru 

    yollar bana dönmeden

    |Hilmi Yavuz
     
  3. nicksiz

    nicksiz Active Member

    Bir yolun varsa gidilecek sona bırakma,
    Bir sözün varsa dilden yüreğe, hiç susma
    Görmen gerekiyorsa birini git yanına!
    Okşaman gereken bir yürek varsa esirgeme elini.
    Hayat çok zalim,
    An gelir;
    ... Elini, gözünü, yolunu, yüreğini alır senden,
    O zaman istesen de;
    Dokunamaz,
    Göremez,
    Gidemez,
    Söyleyemez olursun... "

    Can Yücel
     
  4. SeaBoy`

    SeaBoy` " ۱۹ ٦ط "

    Din kardeşliğini bıraktık, ecnebiyle kaynaştık.
    Sünnet sakal yobazlık, top sakalsa medeni.
    Unuttun ey vefasız, ehli sünnet dedeni.
     
  5. Love story

    Love story New Member

    Seni bekleyişimin adı yok..
    Sadece yüreğim de lâl olmuş dua'msın..
     
  6. Love story

    Love story New Member

    Yağmur ıslatmış çehreni,
    anlayamadım yıllardır,
    bekleyen miyim,bekleten mi
    sormaktan korktuklarım
    ve kalbini kırdıklarım
    bilemedim yıllardır
    bu ben miyim ,yoksa sen mi...
     
  7. zipper

    zipper Well-Known Member

    "Sen benim hiçbir şeyimsin
    yabancı bir şarkı gibi yarım
    yağmurlu bir ağaç gibi ıslak
    hiç kimse misin bilmem ki nesin
    uykumun arasında çağırdığım
    çocukluk sesimle ağlayarak..."
     
  8. zipper

    zipper Well-Known Member

    "sen tek kişilik karanlıklarda çokça uyuyordun..
    sen zaten ya uyuyor ya da gidiyordun
    her defasında..."
     
  9. zipper

    zipper Well-Known Member

    ''İnandır beni dünya
    İnandır yaşadıklarıma

    Güçlüydüm
    Uzaklardan gelir uzaklara gider sonbaharlara şaşırmazdım
    Yüzümün gizli yerlerine ansızın binlerce resmiyle yağan bir harf
    Bir harf vurdu beni dünya
    İncecik bir çınar yaprağı düştü üstüme sarsıldı kalbim
    Toprağa yağmur düşüyordu ah nasıl düşüyordu
    Bir harf durmadan durmadan üşüyordu
    Uzaklardan gelir uzaklara giderdim artık yıkıldım
    Ben bu yıkılışı yağmurlardan öğrendim

    Akşamı önüme bırakıp giden adam haklıydı
    Kentler ayrıntıydı haritalar ayrıntıydı
    İçinde tükendiğim şu hain hayatta
    Herkesin yalnızlığı duvarda asılıydı
    Nasıl söylesem dünya nereye bakıp söylesem
    Çekinerek yaşadığım yılları her akşam
    Çekinmeden ateşe attığımı nasıl söylesem
    Ben sana emanetim bırakma beni
    Dağıtma yüzümün menekşelerini
    Bu şarkıyı yalnız bitirmek istemiyorum bunu nasıl söylesem
    O harf yanlış denizlerde boğulurken
    Ben doğru bir kelime olamam

    İnandır beni dünya
    Yıllar geçti ve bir şey kaybetmedim hayretimden
    Herkes bir saat alsa da çoğalmaz zaman
    Ve ben bazı şeyleri açıklayamam
    Yetmezken birimizin açtığı boşlukta yalnız kalmaya
    Neden kapansın göğsümde taşıdığım bu güzel yara
    Kader kimi seçerse kaptan o olsun
    Ben hangi pazartesiyi beklediğimi bilmiyorum...''
     
  10. SeaBoy`

    SeaBoy` " ۱۹ ٦ط "

    Maviye,
    Maviye çalar gözlerin,
    Yangın mavisine.
    Rüzgarda asi,
    Körsem,
    Senden gayrısına yoksam,
    Bozuksam,
    Can benim, düş benim,
    Ellere nesi?
    Hadi gel,
    Ay karanlık...
     
  11. vineyard

    vineyard New Member

    ''
    her dakika
    henüz ölmüş gibi ebuzer
    kimsesizsindir.

    ''

    |İlhami ÇİÇEK
     
    çitlenbikk ve zipper bunu beğendi.
  12. vineyard

    vineyard New Member

    (*)

    boşaltılmış şehirler kadar yalnızdır
    bir şehirde
    bir duvara asılı
    üfleyeni kalmamış kınalı bir kaval kadar mahzun
    kınalı bir kaval kadar mahzun
    kınalı bir kaval kadar mahzundur
    adına sessizlik dedikleri o ses
    nere gitse yanındadır
    engel olamaz
    susmasından kelimeler olur engel olamaz
    o
    yani yirmi dokuz yaşında
    yani ceplerini can erikleriyle doldurup
    sokaklarda
    bademli düşlere eyleşen aylak adam
    açıklamalıdır ki kelimesiz bir yalnızlık
    mümkün değildir
    açıklamalıdır ki her romancı
    yanılmıştır
    bu noktada
    ve roman kişisini
    tahrik edip
    romandan
    caddeleri ve aynaları olan bu şehre
    kaçırtan
    budur
    boşaltılmış şehirler kadar yalnızdır
    kelimeye yargılıdır
    bir şehirde
    bir duvara asılı üfleyeni kalmamış bir kınalı kaval kadar mahzun

    |İlhami ÇİÇEK
     
    çitlenbikk bunu beğendi.
  13. asya27

    asya27 New Member

    Teşekkürler
     
  14. zipper

    zipper Well-Known Member

    "o rahvan atları anlaşılır kılan sabahlarda
    göğsü kasvet sayrılarıyla çarpışıp
    delişmen çocuklarını azdırırken dünya
    şehrin çarşılarından esen telaş
    hıçkırıklarla akşamı karşılayan bir aldanış gibi
    babamın incinmiş sesine çökerdi.
    yatağına ilk kez akan bir nehrin hırçınlığıyla
    karın kapadığı rayları temizleyendi babam.
    bir nasihatin başlangıcındaki parmağı hep tehdit,
    bütün oğulları kaçgöç,
    herkesin yalnız klarnet çalarken duyduğu
    kendinin öksüzü ıslak bir adam.

    benzemem, diye düşünürken
    müsvedde oldum ona...

    bütün bozgunlara malik bir adamdı babam
    mahzenlerde sakladığım kitaplar kadar müphem.
    eski gazetelerle dönerdi akşamları
    yani ki posta katarlarının artıkları..
    okuturdu akşamların camlara çarpan geniş sesiyle.
    oysa renksiz gazetelerdi çeken bizi
    yani yıldız paylaşan üç kardeş
    devlet ve babamızdan korurduk kitaplarımızı.
    çünkü, sabahına sorardı şehir:
    kimdi duvarlara bu kızıl harfleri düşürenler..
    kavmim kadar ümmiydi babam
    ya da herkes kadar sis.

    dağılır bu kirli yarış, diye düşünürken
    yekun oldum ona...

    bilmediğim bir rabbin secdesine çağırırken beni
    suya inen gözlerin tedirginliği sanırdım onu.
    çünkü anlamazdı kimse
    raylar boyunca hıçkıran bir adamın
    bir boşluğa içinden konuştuğunu maraz gecelerini.
    çünkü yalnızlık eski kıbleydi doğu’da
    kendimizin kapısını çaldıkça başlayan küfran.
    çünkü boşaltılmış köylere umarsızca bakan babam
    katarlar boyunca gözyaşı şişelerini görmezdi
    o, karın kapadığı rayları temizleyendi sadece
    yorulunca klarnet çalan, trenlere.

    yürürüm, diye düşünürken
    müebbet oldum ona...

    gözlerim sarındığım yazlar için ıslakken
    onun sefer taslarında kaynamış taşlar,
    önünde, gidemediği arafat dağı
    solgun takvim yaprakları cebinde..
    her akşam kurulan bir saatti babam.
    öldürdüklerinde namazını kılan
    acıya vakıf bir adam.
    sırtından kayan hırkasını okşarken
    bana yeter sanırdım içimdeki haya taşı.
    oysa herkes adak,
    her şey ses’ti doğu'da.
    bu sözle dirilip
    bu sözle yaklaşırdım sırtındaki hançere
    babasız büyüyen babamın oğulsuzluğuna dokunurdum.

    ummam, diye düşünürken
    sebep oldum ona...

    (yaban olaydım gelirdim merhamet sathına
    içimdeki bu fazla yaldızı döker
    makas değiştiren trenlerin permilerine sığınarak
    uzak çocuklarıyla konuşurken
    hep sesi titreyen babamın
    ilmini anlardım o zaman:
    ey bulanık geçmiş, onun gam oğulları
    neden babalarla bu kadar sus çocuklar.)

    çırpınan bir saralının, durulduktan sonra
    dünyaya fırlattığı o mahzun bakış gibi,
    babasına halef olan her çocuğun
    bir şerden kopardığı parsa
    gün gelir ona da serap olur, diyendi babam.
    o zaman şakaklarımdaki parmaklar sadık değildi
    kursağımda daralan bu sözün anlamına.
    çünkü lazım gelirdi ki
    hiç bir söz bizi töhmet altında bırakmasın
    ya da kurulanmasın
    çocukluktan arta kalan gözyaşları..
    babam kuytu konuşur ve susardı.
    katrana bulanmış bir ağacın aleviydi o.

    dönmem, diye düşünürken
    tavaf oldum ona...

    kıssalarla büyüyen bir yol eriydi babam
    yanlış bir hayatın doğrusunda ısrar.
    istasyon çeşmelerinin üşüyen suları gibi
    o fer gözlerden gideli çok
    o çorak toprak ezel
    birbirimizin ayazında bir ibre ve hata:
    her baba aslında bir imadır oğluna.
    mevsimler, yıllar ve hayat
    ah, böyle böyle geldim huzura.
    çiğnedim babamın sancı sırtını
    gittim raylarda unutulan hikayelerin kahrına.
    ben o dişi taşların oyuklarında duaydım artık.

    alışır, alışır, diye düşünürken
    merak oldum ona...

    kilitlenen dişlerimi açmak için
    bir seda kadına vardım sonunda.
    oysa, hummayla kıvranırken
    babamın yastığıma bıraktığı gazozlar
    gibi köpürmüştüm aşklara:
    başka biri seyrediyor gözlerinde
    sanki bazen kaç kişi -
    derdi o üzünç kadın.
    bir başıma geçerdim ölüm mülkü vefa topraklarını
    sabır çekerdim ağzımdan dökülen veda sularına.
    soluksuz bir sabahın ayazında
    uzun ve ıslak mühürlerle dönerdim sonunda.
    fermandır: babayla bozgun her çocuk
    hoyrattır elbet aşklarına.
    çünkü zamansız yolcuya susar kavşaklar.

    dedim, dedim ve
    revan oldum ona...

    haddim bilsem, yorgun sazlıklardan
    bir hırka için geçmezdim.
    ah, anlardım: sokaklar evlerden de helak.
    bütün gece yağmurda ıslanmış bir köpek gibi
    boynumu sebepsiz bir boşluğa uzatarak
    bir duvar dibine tüneyip konuşurdum elbet:
    babam neden bizden önce kalkardı sofradan..
    ama artık geç bağışlanma dilemek ondan
    çünkü kara örtüler atılırken üstüme
    canıma kesilen paralar da heba.

    hiç gitmedim kendimden uzağa, diye düşünürken
    sıla oldum ona...

    göğü ne kadar hatmetsem varamazdım
    artık asayla yürüyen bir babanın efkarına.
    varamazdım, çünkü gördüm:
    yaşlandı babam bulanık sulara benzeyerek.
    silinmiş el yazmaları,
    boynundaki teslim taşı,
    her cuma evimizden çıkan yetim yemekleri
    kadar ferahtı giderek azalmış öfkesine..
    laf körüğü dünya:
    yaşlandıkça neden yalvaran kabirler
    gibi bakardı babalar.

    neden! diye düşünürken
    medet oldum ona...

    ezber bir dille uzandım sayfalara
    umarsız tepeler, suyu azalmış hürmetler dolandım
    sabah ezanları kadar kimsesizdim artık.
    oysa nasıl da yalandı geçtiğim ayetler
    bunca küf, bunca batık ve sır neyi söylerdi
    marifet miydi sümbüllerle açılan sesimin örgüsü
    beni ehven-i şer’den öteye götürür müydü
    takatsiz dillerin esvabını yırtan menkıbeler
    küllenen bir ocağın başına oturtup
    babama o giz sözleri söyletir miydi yeniden:
    günüm ve zamanım nerdeyse orda tamamım
    nerdeyse şer meleklerim orda hazırım..
    rüzgarda dalgalanan bir perde kadar
    dokunaklıydı onca aleve susan babamın gözleri.

    bakmam, diye düşünürken
    nişan oldum ona...

    yıllarla hatırladım:
    kaza ve bela ondan yanaymış eski zaman.
    kabuğuna alışmış bir yaraya
    yeniden ilişmenin hazzı gibi
    yaşlandıkça anılar ona yorgan:
    keçesine sarınıp dağları uyuttuğu
    şehri hınzır bir ıslıkla geçtiği
    gençliğinin haram günleri,
    ürperdikçe ağlayan babam..
    ne bir şarkıya nefes kaldı onda
    ne rabbin dağlarında heves.
    bütün çocuklarına gizli gizli ağlayan
    bir kolun sancısı oldu zamanla.
    sabaha karşı, mağlup trenlerin
    sarı istasyonlara yanaşması gibiydi babam.
    herkesin kulak kesildiği bir sala oldu sonunda.

    unuturum, diye düşünürken
    mürekkep oldum ona:

    artık buruşuk bir çarşaf gibi dağılan
    yüzüne bakınca duydum ancak:

    anneler erken
    ölümlerine yakın sevilir babalar..."
     
  15. zipper

    zipper Well-Known Member

    Ömründe bir kez olsun, sokaklarda çığlıklar atarak koşabilmeli insan
    kaydıraktan kayarken, yuvarlanıp düşebilmeli
    Tahteravallinin tepesinde asılı kalıp, arkadaşına yalvarabilmeli
    Bir kez olsun, avuçlarının içine sığmayan bir papatya demetini uzatabilmeli annesine
    Arkadaşları için kavga edip ,dayak yiyebilmeli bir kez olsun, mahallenin oğlanlarından,
    sonra bir kez daha bu kez annesinden ama; kavga ettiği için..

    İnsan , ömründe bir kez olsun, okulu kırıp, Heybeliada’ya gidebilmeli
    Vapurun güvertesinde, yüzünü rüzgara serebilmeli
    Hiç bir zaman itiraf edilmemiş aşkın muhatabıyla, göz göze gelebilmeli
    Sonra kaçırabilmeli gözlerini güneşi bahane edip..

    Kopya çekmeli ya da kopya vermeli arka sıradaki arkadaşına,
    Sözlüye kalkıp, tek söz söylemeden oturabilmeli yerine
    İddiadan bir kola kazanabilmek için sadece..

    Aşık oldum sanabilmeli bir kez olsun..
    Öyle gecenin bir vakti, herşeye dönüp sırtını
    Bütün herşeye, herşeyi sandığı herşeye dönüp sırtını
    Peşine düşüp gidebilmeli, nereye gittiğini bile sorgulamadan
    Birkez olsun anne olabilmeli insan, Cennet’i koklayabilmeli..

    Ömründe bir kez olsun, ağlayabilmeli
    Öyle eften püften şeylere değil
    Göz yaşlarının hakkını vererek , kendini, kendine ağlayabilmeli
    Tutup saçlarını, usturayla doğrayabilmeli
    Avucuna bir sigara bastırabilmeli

    Korkabilmeli insan delirmek üzere olduğundan
    Şakağına bir soğuk metal dayayabilmeli, çekemese bile tetiği
    Sonra açıp pencereyi,incir ağaçlarına bakabilmeli
    Ezan sesiyle kendine gelebilmeli, bir kez olsun..

    Ömründe bir kez olsun güvenebilmeli
    Kardeşim diyebilmeli hesapsızca
    Yüreğini dökebilmeli
    Sırlarını, günahlarını, yalanlarını, zaaflarını soyunabilmeli O’na
    Hiç korkmadan sırtını dönebilmeli
    Ve sırtının orta yerinden bir bıçak yiyebilmeli..

    Bir kez olsun, yağmurun altındaa sırılsıklam olabilmeli
    Kardataklalar atabilmeli
    Konuşabilmeli erik ağacının çiçekleriyle
    Bir serçeyi gagasından öpebilmeli
    Sarılabilmeli bir ağaca
    Ateş böceklerinin dansını izleyebilmeli bir kez olsun
    Bir kelebek konmalı saçlarına
    İnsan bir kez olsun,
    Yağmur sonrası toprağa yalın ayak basabilmeli..

    Utanmadan hiç bir şeyden
    Ve yakınmadan geç kalınmışlıklardan
    Hesapsız, kitapsız, zamansız, mekansız
    Aşık olabilmeli insan ömründe bir kez olsun..
    Utanmadan ağlayabilmeli
    Yalvarabilmeli gitme diyerek
    Ömründe bir kez olsun aşk şiiri yazabilmeli..
    Gözlerini kapatıp, en olmadık hayalleri kurabilmeli,
    Duyulursa, bilinirse katle ferman olacabilecek şeyleri
    İsteyebilmeli insan, bir kez olsun..

    Sabahlayabilmeli balkonda
    Ayazın altında kendine sarılıp öylece sabahlayabilmeli
    Sessiz çığlıklar atabilmeli kimseyi uyandırmadan..

    Gözünü ayırmadan bir telefona saatlerca bakabilmeli..
    Aynı şarkıyı yüzlerce defa dinleyebilmeli..

    Ömründe bir kez olsun vazgeçebilmeli herşeyden insan
    Bütün hayallerden,
    Bütün sözlerden
    Bütün seslerden
    Bütün yağmurlardan
    Gülüşlerden,
    Bir kez olsun vazgeçebilmeli kendinden
    kendini terkedebilmeli ..

    Toplayıp bütün cesaretini
    Aynaya bakabilmeli, ayna onun yüzüne tükürse bile..

    Ateşin içine koşabilmeli,
    Yanmayı umursamadan
    Ve umursamadan ateşi
    Ateşin, varlığını bilmesine bile ihtiyaç duymadan
    İnsan bir kez olsun ateş olabilmeli..

    Bir kez olsun
    İnsan ömründe bir kez olsun
    Tek bir an bile olsa
    Bütün zaaflarıyla,
    Yetenekleriyle
    Aczleriyle
    Korkularıyla
    Cesaretiyle
    Öfkesiyle
    Hasretiyle
    Gülüşüyle
    Ağlayışıyla,
    Pişmanlığıyla
    Çaresizliğiyle
    İnsan bir kez olsun,
    Her hâliyle
    İNSAN olabilmeli..
     

Bu Sayfayı Paylaş